8. Evden 12. Ev’e

Dün geçmişte çok güzel anlarımızın olduğu ama uzun süredir görüşmediğim bir dostumun ölüm haberi geldi. Bir süredir komadaydı. Başta biraz ağladım, sonra biraz daha ve sonra dünyanın bütün ölümleri, bütün yasları ruhuma çöreklendi sanki ve soluksuz kalana kadar ağladım. 

Daha önce yakınlarımı hiç kaybetmediğim için ölümle olan ilişkim biraz  mesafeliydi. Daha doğrusu deneyim üzerinden gelen bir bilinmezlik vardı, yoksa ölüm ve ölümden sonrası hep en çok merak ettiğim konular oldu. Yaşamı ancak ölüm ve sonrasını bilirsem anlarmışım gibi hissettim hep. Bu yüzden ölüm ve sonrasına dair özellikle ilk Satürn döngümde çok okudum. 

Aslında çocukluğumdan beri bana ölüm hakkında verilen cevaplar hep tuhaf, gerçek dışı ve çocukça geldi. Daha kendim çocukken ölüm ve sonrasına dair söylenen cennet ve cehennem ikilemi fazla çocuksu geliyordu. Sanki ortada muazzam bir hakikat var ve sınırlı insan beyni bunu anlamaya yetmeyeceği için mesele en basit kavramlar, benzetmeler üzerinden anlatılıyordu. Keza bunu yaşım ilerledikçe daha net farketmeye başladım. 

Dün ise duygular seviyesinden deneyimlediğim için daha farklıydı. Hem duygularımın içimde çoşup kabarmasına izin veriyor hem de zihnimi gözlemleyebiliyordum. Bu benim için bir ilkti diyebilirim. Bu sabah uyandığımda ise o boşluk hissi ile bir süre kaldım. Ve tabii ki aklıma 8. Ev geldi. Doğum haritasında ölüm evi. Bir diğer deyişle dönüşüm evi. Bir diğer deyişle gücün ve kontrolün evi. 

Sonra haritamdaki 8. Ev üzerinden ölümle olan ilişkime bakmak istedim. 8. Evimi Balık burcu kesiyor ve içerisinde sadece Pallas Athena var. Ölüme ve ölüm sonrasına olan ilgim Balık enerjisiyle rezone oluyor. 

8. Ev aslında Akrep ve Pluto ile rezone olan bir ev. Ölüm bir gizem olarak cezbedici ve aynı zamanda güç kavramıyla yakından ilgili. Bu noktadan bakınca aklıma Akrep enerjisi güçlü bir dostum geliyor. Mezarlıklar en sevdiği mekanlar. Mezarlığın ortasında bağdaş kurup meditasyon yapan hatta bazı ruhlarla iletişime geçtiğini söyleyen bir dost bu. Bedenin çürüyerek toprağa karışmasını izleyebilecek kadar ileri bile gidebilir. Çoğumuzun korkup kaçacağı şeyler onun için tuhaf bir huşu nesnesi. Ölüm onun için yaşamın ebedi gücü olduğu için ilgi çekici. En nihayetinde kontrolü elen alanın ölümün olduğunu bildiği için cenazeler, mezarlıklar, kuru kafalar, ayinler, karanlık onun dönüşüm sembolleri adeta. Yaşamın dışlanan, tabu sayılan yüzlerini kapsayan bir yapısı var. Kısacası o 8. Evle sembolize olan ölümü Plutonik & Akrepvari bir yerden anlıyor, kapsıyor, deneyimliyor. Gücü de buradan geliyor kanımca.

Benimse 8. Evle olan bağlantım Balık ve dolayısıyla Neptün üzerinden, bir diğer deyişle ben 8. Evi 12. Ev üzerinden anlıyorum. Yani öldükten sonra ne olduğunu daha çok spiritüel ve varoluşsal bir seviyeden merak ediyorum. Beden cansızlaşırken can nereye gidiyor? Her can aynı yere mi gidiyor? Ne zaman ve nasıl öleceğimize nasıl karar veriliyor? 

Bu sorularıma cevaplar bulmak adına çok okudum. En nihayetinde entelektüel bir arayışla sorularıma cevap bulamayacağımı anladığımda kalbimin bana söylediklerini dinlemeye başladım. Sanırım tam da bu noktada karmik astroloji ilgimi çekmeye başladı. Özellikle ruhun yaşamlar boyunca ilerlediği evrimsel yolculuğuna ışık tutan Evrimsel Astroloji ile taşlar daha da bir yerine oturmaya başladı. Öncesinde Hermetik Astroloji ile ezoterik seviyede doğum haritasını inceliyorduk. Orada da ruhun yani özün buraya enerjisini taşıdığı önceki yaşamı üzerinden her şeyle olan bağlantısını görebiliyorduk. Ölüme bir de astroloji penceresinden bakmak ufkumu daha da açtı. 

Kısacası, yeniden bedenlemeye olan inancım astroloji ile pekişti. Ancak hala enkarnasyonu anlamakta insan algımızın yetersiz kaldığını düşünüyorum. Yani mesele ölüyorsun ve sonra hoop bir başka rahme düşüyorsun gibi basit değil. Zaten insanlığa reenkarnasyon bilgisi binlerce yıl önce verildiğinde büyük bir çoğunluk anlamamış ve şu an Hindistan’da gördüğümüz şekliyle dejenere olmuş. Ancak bu bilgi binlerce yıllık gizli yazmalarda duruyor ve belli bir zümre tarafından korunuyor hala. 

Danışmanlık verdikçe yani doğum haritalarını bizzat kişinin kendisi ile beraber inceledikçe bu konuda daha fazla öğrenmeye başladım. Doğum haritasına yansıyan geçmiş yaşam bilgisinin illa ki de geçmiş yaşam olmayacağını danışmanlık tecrübelerim daha da kesinleştirdi. Bu noktada çokluevrenler teorisi (multiuniverse) işin içine giriyor tabii. Ama bir dakika buralara girmeyecektim ben, her ne kadar saatlerce konuşsam sıkılmayacağım bir konu olsa da şimdilik burada durayım. 

Asıl girmek istediğim konu dün ölümle gelen o keskin acının içindeyken zihnimden geçenlerdi. İlk aklımdan geçen şey erken bir ölüm olduğuydu. Ölümü geç, erken veya zamansız diye kategorize eden bir kültürün içinde böyle tuhaf bir fikrin beni esir alması tuhaf değil. Hangi ölüm zamanında veya geç ki erken ölümden bahsedebiliriz. Bir şekilde ölümün yaşlandığımızda gelmesi gerektiğine kendimize inandırsak da bebek ölümleri, genç ölümleri hiç de nadir görülen bir şey değil. Ölüm her an her dakika yanı başımızda aslında. Bu fikrin zihnimde dönüp durduğunu farkedince bir kırılma yaşadım. Ölümün sadece nefes alan bedenin sonu olduğunu ama başka bir şeyin de başlangıcı olduğu fikri gelip yerleşti. Aslında bu fikirden ziyade bir his, bir farklı bilme şekliydi. 

Bir de ölümün dostumun başına gelen kötü bir şey olduğu fikrini yakaladım. Bu fikir daha da acı çekmeme sebep veriyordu çünkü içinde ölümü inkar vardı. Hayatın ancak ölümle varolduğu gerçeğini inkar edip ölümü bir felaket olarak algılıyordum. 

Bu ve benzeri özünde bana ait olmayan kültürel inançları zihnimden temizlediğimde geriye saf bir acı kaldı. Yas bitmedi. Acı ve adını koyamayacağım bin türlü duygunun içinde salındım durdum. Ancak bu duygu selinin içinde bana ait,  8. Evimdeki Balık enerjisine ait bir şeyler belirdi. Balık ve Neptün arketipiyle gelen egonun çözüldüğü o kozmik okyanus imgesi belirdi. Ve ilginçtir ki bu ölüm haberiyle alt üst olmadan bir gün önce Horasanlı sufi âlim Herevî’nin şu dizelerini okumuştum.

Hiç varolmamış olan kaybolup

Daima varolmuş olan kaldığında…

Yasın içinden, 8. Evimdeki Balık enerjisinden kulağıma fısıldanan bu oldu…

 

Sevgiyle,

Eda

Ay 13 derece Akrep’teyken içimden gelenler…

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*