Armağanın ne?

Son bir yıldır danışmanlık yaparken özellikle odaklandığım bir konu var, o da armağanı keşfetmek. Böyle söyleyince biraz gizem barındırıyor biliyorum. O yüzden biraz açayım armağan deyince ne demek istediğimi.

Her çağın, zamanın kendi içinde önemli bulduğu değerler oluyor malum. İnsan evladı da daha doğar doğmaz o kültürün, zamanın ve toplumun değerlerine göre şekillendiriliyor. Bizim içinde yer aldığımız zaman ve kültür de satılabilir olan, para getiren her ne ise ona bütün anlamları ve değerleri biçiyor. Bu sebeple her çocuk, çağın para getiren mesleği, işi ne ise ona yönlendiriliyor. Hele bir de kişi o mesleğin gerektirdiği özelliklere ve yeteneklere de sahipse, sorgusuz sualsiz kendini o işi yaparken bulabiliyor.

 

Hepimizin aslında çok iyi bildiği hikaye, yarış atı gibi geçen çocukluk ve ergenlik yıllarının ardından çok azımız gerçekten istediğimiz bir alanda çalışabiliyoruz. Hasbel kader ilerleyen üniversite yıllarının ardından bir bakmışız ki muhasebeci, bankacı, doktor falan oluvermişiz. İyi güzel, bir müddet idare ediyoruz. Lakin geçen yıllarla birlikte sıkışmışlık hissi de artıyor. İşte bu sıkışmışlık, zevk alamamak, motivasyon eksikliği gibi tanımlayacağımız hal, doğuştan yanımızda getirdiğimiz armağanımızı kabilemize sunamamaktan kaynaklanıyor.

 

Doğarken yanımızda getirdiğimiz bir bohça var aslında. Bu bohça bana göre yaşamlar boyunca biriktirdiklerimiz, öğrendiklerimiz, keşfettiklerimiz, korkularımız, travmalarımız ve aynı zamanda armağanlarımızla dolu. Yaşam içerisinde bu bohçayı boşaltmadan aksine üstüne ekleyerek ilerledikçe o kadar ağırlaşıyor ki bir yerde durmak zorunda kalıyoruz.

 

Danışanlarımda bu durumu çok gözlemliyorum. Kendisini ait hissetmediği, başarılı hissetmediği kısacası yaşam dolu hissetmediği işler yapmaktan yorulmuş ve bunalmış oluyor birçoğu. Bu sebeple “evlenecek miyim?” sorusu pek de önem arz etmiyor. Asıl mesele ben ne yapmak için buradayım, neyi gerçekleştirmek için gelmişim oluyor. Ben de bu soruları “benim bütüne sunacağım armağan(lar)ım ne? olarak algılıyorum.

 

Doğum haritası da işte yanınızda getirdiğiniz bu bohçanın içinde ne olduğunu gösteren bir pusula. Aslında biraz daha derine inersek bohçanın kendisi armağan 🙂 ancak bu yazıda buraya girmeyeceğim.

Ben danışana bohçanın içinde neler olduğunu gösterip ona armağanının ne olduğunu tarif ettikçe, fark ediyorum ki, onun içinde tam da bununla ilgili bir kaos var. Biliyor aslında aşkla vereceği, sunacağı armağanının tam da benim dediğim şey olduğunu ama içsel yargıcı “sen ne anlarsın, bilirsin ki!” diyor.

O armağanı vermek için yani amiyane tabirle o işi & mesleği yapmak için ne okuluna gitmiş, ne de yüzlerce kitap okumuş, deneyim desen sıfır.

Ancak biliyor, armağanı hücrelerine işlemiş, doğduğu andan beri onu bohçasında her yere taşımış. Artık o armağanı bohçadan çıkarma, ihtiyacı olana sunma zamanı gelmiş.

Ben de bu noktada bugüne kadar verdiğim danışmanlıklar ve araştırmalarım sonucunda diyorum ki sen sadece bu yaşamdan, bu yaşamda edindiği tecrübelerden, eğitimlerden ibaret değilsin. Bu yaşam sadece buzdağının görünen kısmı. Derinliklerinde şu an bildiğini bilmediğin ne kadar çok bilgi ve tecrübe var aslında. Ben buna geçmiş yaşamlar diyorum ama en nihayetinde bir gizem.

İşte mesele de bu gizeme güvenebilmek. Bu gizemin derinliklerinden bize seslenen sese kulak verebilmek.

Belki de armağanın dinlemek. Dinlerken görüyorsun karşındakinin en derin sızısını o dile getirmese bile. Ne zaman öğrendin böyle kalpten dinlemeyi?

Belki de armağanın haz vermek. Ne zaman öğrendin böyle karşındakinin neyden haz aldığını bulmayı o bile bilmezken.

Belki de armağanın güldürmek. Ne zaman keşfettin kahkahanın şifa verdiğini?

Belki de armağanın ellerinle iyileştirmek. Ne zaman öğrendin dokunduğun yerin acısını dindirmeyi?

 

Okuluna gitmedin, yüzlerce kitap okumadın, dağları tepeleri aşmadın bu armağana sahip olmak için. O sen doğduğundan beri seninleydi. Armağanını küçümseme sırf bir diploması yok diye.

Armağanın bohçandan kendiliğinden fırlayıp dışarı çıkarken senin sadece onu daha yaratıcı bir şekilde nasıl sunacağını bulman yeter. Bu noktada ise doğum haritanın sana fısıldadıklarını da dinlemen önemli.

İnan, armağanına ihtiyaç duyanlar var dışarıda bir yerlerde.

Sen armağanına sahip çıktıkça, onlar da sana gelmeye, seni bulmaya başlıyorlar.

Hepimizin armağanlarımıza ihtiyacı var.

Armağanını keşfetmen ve sahiplenmen dileğiyle!

 

Sevgiyle,

Eda

2 Yorumlar

  • Mehmet İncili Yayınlandı Ekim 24, 2019 12:39 pm

    Armağanlar bohçasına erişmisse, çözmüşse düğümü, açmışsa birincisini acı tatlı bulmuşsa kendisini, ikincisini ve sonrakileri bir şölen sofrasına dökecektir insanevladı. Bu şölen sofrası günbegün güzel görüntülerle güzel kokularla dolacaktır ruhuna. Telaşsız ve çöplerinden arınarak; yeniden yeniden. Kırk katında kırk onbin şey var, der Lao Tzu.

    • Eda Ocak Yayınlandı Ekim 25, 2019 8:22 am

      Ohhh ne güzel dile getirmişsiniz 🙂 varolun!

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*