Aslına Ermektir Hüner; İkizler – Yay Aksı

En son yayınladığım podcast bugüne kadar en çok dinlenen ve en çok etkileşim yaratan oldu. Hala bazı mesaj ve maillere geri dönüş yapamadım. 5 haziranda gerçekleşen Yay tutulmasını anlatan bu podcastde konu zaten ilgi çekiciydi; ancak sanırım kendime dair samimi paylaşımlar yapmam da bu kadar çok mesaj gelmesinde etkili oldu. Peki bundan niye bahseder bu kadın derseniz, sebebi bu mesajlar sayesinde bazı noktaların biraz havada kaldığını anlamam. Özellikle Yay ve İkizler aksı üzerinden anlatttıklarımı biraz daha netleştirmek istiyorum. 

Podcastde kendi ruhsal arayışımdan bahsetmiş ve bunun Yay arketipi ile bağlantısını göstermeye çalışmıştım. Yay – İkizler bilgi aksıdır ve insanın yaşam içerisindeki yerini bulması, varoluşa ve Yaradan’a dair bilgiler edinme sürecini anlatır. İkizlerde bu süreç yakın çevrede kendini gösterir. Daha doğrusu klasik astrolojide İkizlerdeki öğrenme sürecinin daha çok yakın çevre, arkadaşlar, kişinin hemen ulaşabileceği ortam ve kişiler üzerinden gerçekleştiği söylenir. Yay’da ise bu süreç artık uzak diyarlara doğru uzanır denir. Bu sebeple yurtdışı, yabancılar, yabancı yerler Yay burcu ile ilişkilendirilir. Ancak mesela hocalarımdan Maurice Fernandez en çok seyahat edenlerin İkizler burcundan çıktığını söyler. Yani bu yurtdışı meselesinin sadece Yay ile sınırlandırılmasına bir nevi karşı çıkar. Bence bu önemli bir nokta. Çünkü gerçekten de mesele yabancılar, yabancı diyarlar veya seyahat değil. Burada iki arketip arasındaki en belirgin fark, İkizler’in nerede olursa olsun, nereye giderse gitsin çevresindekilerle ilgili olması ve Yay’ın ise belli bir yere odaklanmış olması. 

Birbirine zıt burçlar aslında bir paranın iki yüzü gibi birbirlerine bağlıdırlar. İki burcun özelliklerini bünyemizde dengelediğimizde armağanlarını almaya başlarız. Öbür türlü hep birine ağırlık fazla verildiği için o burcun gölgesinde kalmış oluyoruz. 

İkizler, kahramanın yolculuğunda yani insan olma yolcuğumuzda çocukluk dönemine denk gelir. Daha doğrusu konuşmaya başladığımız ve soluksuz kalana kadar sorular sormaya başladığımız dönemdir. Bu sebeple İkizler arketipinde seçici bir bilgi anlayışı olmadığı gibi bilginin kaynağı da seçilmez. Alınan her bilgi “Ben kimim?” sorusuna katkıda bulunur. Hareketli ve dinamik bir zihin vardır. Hava elementinin ilk burcu olduğu için sağlıklı iletişimin ilk temelleri burada atılır. Seçici olmama hali ise ikizlerin hem armağanı hem de cezası olabilir. Bilginin her türlüsü makuldur anlayışı aynı zamanda zihnin çok fazla çer çöple dolmasına da sebep olur. Ancak diğer yandan güçlü merak duygusu onun herkesle iletişim kurmaya yönelik becerilerini geliştirir. Yaşamın çeşitliliğinden büyülenir. Mahallenin en popüler kişisidir çünkü herkesle sohbeti vardır. Onun popülerliği herkes onu tanıdığı için değil o herkesi tanıdığı içindir. Bohçasında her kesimden insanla muhabbet etmesini sağlayacak hikayeleri, bilgileri vardır. Bu yüzden İkizler, içerisinde hikaye anlatıcısı arketipini taşır. Dilbazdır. Ve tabii ki aynı çocuklar gibi dikkatini uzun süre bir yerde tutabilmesi bir hayli zor olabilir. 

Yay burcu ise, kahramanın yolculuğunda olgunluk dönemine denk gelir. Baya yol katedilmiş, irili ufaklı canavarlarla dövüşülmüş, bilinmeyen diyarlara girilmiş çıkılmıştır artık. Bu sebeple “Ben kimim?” sorusuna cevaplar öyle her yerde aranmaz. Kahraman çok fazla bilginin onu yön kaybına uğrattığını farketmiştir artık ve bu sebeple otantik benliğini keşfetmesi için odağını daraltması gerektiğini bilir. İkizlerde her çiçeğe konan bir arı iken, Yay’da artık sadece papatyalara, ya da güllere ya da meyve ağaçlarına konan bir arı olma süreci vardır. Bu süreç kendini belli bir konuya adamak olarak gösterir. İşte Yay’ın gücü de buradan gelir. Ancak bir ilimde, öğretide, bilimde derinleşerek hakiki bilgiye ulaşılabileceği gerçeği idrak edilmiştir. Ve lakin burada da kahramanın düşeceği tuzaklar vardır. Yol katettikçe zanneder ki kurtuluşa giden tek yol onun yoludur. Bütün ilgisi sadece kendi yoluna odaklandığı için kestirme yolları da kaçırır, pratik olandan uzaklaşır. Kibir, gözlerini kör eder ve hakikati arıyorum derken burnun dibini göremez hale gelir. 

Yay’ın bir diğer süper gücü ise ateş elementi olması sebebiyle bilginin sadece okuyarak, gezerek edinilmeyeceğini keşfetmiş olmasıdır. Bilgiyi almanın bir başka yolu daha olduğunu bilir ki o da sezgidir. Özellikle de ruhsal pratiklerle vasıtasıyla edinilen bu bilgi sayesinde içindeki “guru”yu keşfeder. İşte bu aynı zamanda Yay’ın gölgesine de dönüşebilir, kendi öznel deneyimi vasıtasıyla edinilen bilgiyle kişi kendini diğerlerinden üstün görmeye başlayabilir. Yaşadığı deneyimi abartarak guru egosuna yenik düşebilir. 

Aslında gördüğünüz üzere Yay’ın gölgesi çok daha tekinsizdir, yani kişinin Yay’la bağlantılı gölge taraflarını farketmesi çok daha zordur. Danışmanlıklarımda sayesinde bunu çok daha net anladım. Haritasında İkizler enerjisi yoğun olan insanlar çok konuştuklarını, dedikodu yaptıklarını (gerçi bu da çok tehlikeli bir yere varabilir) , çabuk sıkıldıklarını, bir şeye kendilerini adamakta zorlandıklarını, dağıldıklarını zaten biliyorlar. Hatta bu gölge yanlarını kabul etmekte zorlanmıyorlar bile. Ancak Yay enerjisi yoğun bir insana sende “spiritüel ego” var demek zor olduğu gibi kişinin bunu kabul etmesi de zor oluyor. “Ben kibirliyim.” diyecek kadar kendi gölgesinin farkında olmak uzun bir yoldur. Hatta Yay’ın en uç noktada dengesizliği ırkçılığa, faşizanlığa, fanatikliğe kadar gider. NEDEN? Çünkü kendi gerçeğini tek doğru  zannedecek kadar dünyası küçülmüş ama egosu büyümüştür. 

Güney Ay Düğümünün Yay burcunda olması işte bizlere tam da bu gölgeler üzerinden çalışmamız gerektiğini söylüyor. Amerika’da etkisi giderek artan ırkçılık karşıtı gösterilerinin Avrupa’ya bile sıçraması hiç ama hiç şaşırtıcı değil. Satürn Kova (toplum, insan hakları, özgürlük) burcundayken GAD’ın da Yay burcunda ilerlemesi bu tarzdan protestoların artma ihtimalini gösteriyor. 

Bireysel seviyede de Yay’ın gölgeleriyle yüzleşme zamanı geldi. Eğer bu yazımı okuyorsanız büyük ihtimalle ruhsal pratiklere, kişisel gelişime, farkındalık çalışmalarına eğiliminiz vardır diye tahmin ediyorum. (İşte podcast’de üzerinde durduğum noktaya geldik. ) Bütün o çalışmalar, inzivalar, meditasyonlar vb. Bi yerde “guru egosu”na da davetiye çıkarıyor. Ehh bu da sürecin bir parçası, ancak eğer farkına varmazsak çok fena tongaya düşmüş oluyoruz. Ruhsal çalışmalar yapmak bizi doğrudan iyi bir insan yapmıyor. Yıllarca yoga yapan, ibadet eden kişilerin hala yalan söylediğine, kibrine, kendinden bi haberliğine mutlaka denk gelmişsinizdir. 

Pema Chödrön, bir kitabında bu konu hakkında kendi hikayesinden bahsediyordu. Uzun bir meditasyona oturduğu bir günün ortasında bir arkadaşı çat diye odaya girer ve ona bir şeyler söylemeye başlar. Pema Chödrön o esnada inanılmaz öfkelenir ve arkadaşına sert bir şekilde çıkışır ve hemen dışarı çıkmasını söyler. Meditasyonu yarıda kesildiği için çok sinirlenmiştir. Ve sonra duruma dair farkındalık gelir; bir kalp kırmıştır meditasyon uğruna… 

Bizim topraklardan ise Âşık Hüdaî ne güzel söylemiş 🙂 

Aslına ermektir hüner

Beş vakitle avunmayız.

Ay düğümlerinin önümüzdeki 1,5 yıl boyunca tutulmalarla birlikte nakış gibi kolektif bilincimize işleyeceği farkındalık konuları bunlar. İkizler’den öğrenmemiz gereken çeşitliliği kucaklamak, hayata tekrardan o çocuk merakıyla bakabilmek. Bilgelik bazen sokaktaki bir tinercinin ettiği bir kelamda olabilir biz “aydınlanma” peşinde koşarken… 

 

Aşkla,

Eda

Artwork : Fred Wessel, Sagittarius

 

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*