Astrolojiyle ilgilenmeye ve hatta öğrenmeye başladığınızda, en nihayetinde görmezden gelemeyeceğiniz bazı felsefi sorular zihninizi kurcalar. Çünkü derinleştikçe karşınızda muazzam bir sistemin ve sembolizmanın olduğunu ve tıkır tıkır işlediğini görürsünüz.Tesadüf diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Ancak yukarıda, gökyüzünde bir solukta okuyacağınız kitap gibi bir şey yoktur, bu muazzam sistem tamamen sembolik bir dil üzerine kuruludur. Astrologun görevi de burada başlar, önce o sembolik dili öğrenmesi ve sonra da yorumlaması gerekir.

Zamanla zihnimi meşgul eden sorular işte bu ikinci kısımla, yorum kısmıyla ilgilidir. Astrolog demek; gökyüzünün & evrenin sesine aracılık etmek demekse eğer ya da bu sembolik dili çevirmek de diyebiliriz, burada bu işi üstlenen kişinin nasıl bir sorumluluk altına girdiğini iyi anlaması gerekir. Bunu idrak ettiğimde “Bir astrolog ne kadar objektif olabilir?” sorusu belirdi. Evrende iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin herhangi bir şeyin olmadığını bütün bu tanımlamaların, sınırların ve isimlerin bizim insani doğamıza ait olduğunu biliyoruz. En azından son birkaç yüzyıldır Budizm, Taozim gibi öğretiler bu konuda yolumuzu aydınlatıyor. Dolayısıyla göksel sembolizma başımıza iyi ya da kötü bir şey geleceğini bize söylemez, bunu söyleyen astrologdur ve hatta astrologun kendi sınırlı algısıyla oluşturduğu hayat görüşüdür.

ashley-batz-1298.jpg

Astroloji tarihini incelediğimizde astroloji ve astronominin aynı anlamlara denk geldiğini ve bugün bizim pratik ettiğimiz şekilde kullanılmadığını biliyoruz. En başta doğal olayların -nehirlerin taşması, depremler, tutulmalar gibi- anlaşılması temeline dayanıyordu. Zamanla hükümdarların kendilerinin ve ülkelerinin geleceğini öğrenmek, savaş zamanlarını tayin etmek için astrologlardan yardım aldıklarını biliyoruz. Dolayısıyla 20. Yüzyıla kadar astrologun gökyüzünü yorumlarken çok hassas bir denge sağlaması gerekmiyordu ya da en azından ben böyle tahmin ediyorum. En basitinden gezegen kombinasyonlarının ya da güneş tutulmalarının gerçekleştiği burçların niteliklerine bakarak o dönemin yağışlı veya kurak geçeceğini tahmin edebiliyordu ve bu; yorumdan çok istatistik bir bilgiye tekabül ediyor.

Gerçi en nihayetinde astrologun varolan istitastik bilgiye bakıp o zamanlarda da bir yorum yapması gerekiyordu. Mesela bir güneş tutulmasına eşlik eden Mars veya Satürn’ün hayra yorulmayacağını bilmesi gerekiyor, dolayısıyla emrine çalıştığı hükümdara bunu net bir şekilde iletmesi gerekiyordu. Ancak içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda olaylar artık bu kadar net bir şekilde siyah – beyaz olarak ikiye ayrılmıyor. Aslında isyanlardan savaşa, kıtlıktan barışa birçok şey hala aynı ve insanlık olarak hala aynı olaylarla yoğruluyoruz. Değişen şey ise olayların şekli ile bizim onları nasıl algıladığımız. Oldukça güncel bir örnek vermek gerekirse; İran’da başlayan ayaklanmaları bir astrolog olarak nasıl yorumlayabiliriz?  Mars – Jüpiter kavuşumunun natal Uranüs ile buluşması hükümet adına iyi bir haber değilken, halkın kötü yaşam koşullarını kabul etmeyip isyan etmesi halk adına iyi bir haber olabilir. Diğer taraftan bu yazdığım iki cümle tamamen yanlış da olabilir, yine ben bir astrolog olarak kendi “iyi-kötü” algımı astrolojik bir göstergeye yüklemiş oluyorum.

birthchart

Bu yazıyı yazarken yine mükemmel bir eşzamanlılıkla astrolog Chris Brennan ve Sharon Knight’ın sosyal medyada paylaştıkları bir makaleye denk geldim. “Astrology isnt fake its just been ruined by modern psychology” adlı bu makalede yazının bu kısmında ele almak istediğim konuya değiniyor. Yukarıda da belirttiğim gibi 20. Yüzyıla kadar astrolojinin bireyler için bir kullanımı yok idi. 20 yy.da unutulmaya yüz tutmuşken, Güneş burcunun ön plana çıkarıldığı bireylere yönelik bir astrolojik yaklaşım ortaya çıktı. Gazete köşelerinde her burca yönelik genellemeler yapılarak yorumlar yazıldı. Carl Jung’un astrolojiyle ilgilenmesi ve hakkında yazılar yazması da aynı döneme denk gelir.  1920 – 1970’li yıllarda ortaya çıkan bu yeni ve modern yaklaşım, bireylerin doğum haritasından yola çıkarak onlara rehberlik etmeye dayanıyor. Burada özellikle de Jung’un çalışmalarının etkisiyle astropsikoloji adıyla yeni bir astroloji dalı da ortaya çıktı. Bahsettiğim makalede de modern psikoloji ile astroloji arasındaki bu alışverişin astrolojinin aleyhine olduğunu ileri sürüyor. Yazar modern astrologların klasik astrologların aksine zorlayıcı, kötü denilen bir gezegen kombinasyonu gördüklerinde bunu “ gelişim için bir fırsat” olarak yorumlamalarını eleştiriyor. Burada astrologun güvenilirliğini sorguluyor.

Zaman ayırmaya değer bu makaledeki bazı yerlere katılmamakla birlikte kafamdaki soruları kamçıladığını söyleyebilirim. Modern astrologların neden klasik astroloji terminolojisini kullanmadıklarını gayet iyi anlıyorum. Ben de klasik astroloji ağırlıklı ama modern yaklaşımları da içine alan bir eğitim aldım. Bu esnada klasik terminolojinin günümüze, özellikle de kişisel gelişimin bu kadar öne çıktığı bir zaman dilimine uymadığını görmek mümkün. Gerçek bir astroloji eğitimi klasik yöntemleri öğrenek başlıyor, burası kesin ama asıl mesele ise bu yöntemleri öğrendikten sonra onların nasıl dile getirildiği. Burada bahsettiğim üsluptan da öte, doğrudan varoluşsal bir mesele. Çünkü klasik astrolojide kesin bir kader kavramı var, astropsikoloji ise “karakterin kaderindir” diyor. Ancak her iki durumda da biliyoruz ki doğduğumuz anın göksel kalitesi yaşam koşullarımızı ve karakterimizi belirliyor. Buradaki ikircikli soru ise şu:  Doğum haritasında zorlayıcı gezegen açıları olan biri klasik astrolojide betimlendiği gibi zorlayıcı bir hayata ya da karaktere mi sahip olur?

Bu konuda aklıma çarpıcı bir örnek geliyor. AstroArt Astroloji Okulu ders programı dahilinde İngiltere Astroloji Derneği Başkanı Roy Gillet’ten aldığımız Danışmanlık İlkeleri ve Etiği dersinde, Roy Gillet bize kim olduğunu söylemeden  bir haritayı yorumlamamızı istedi. Haritada ASC’de Pluto – Mars kavuşumu vardı. Nitekim hepimiz bu karakterin şiddete eğilimli, kolayca manipüle eden, klasik astroloji terminolojisiyle “malefik & kötücül” biri olduğunu tahmin ettik. Diğer göstergeleri de işin içine katınca annesiyle olan problemlerine kadar indik. Harita adeta ben “yıkarım, yakarım, mahvederim.” diyordu. Sonuç olarak harita sahibinin Roma’yı yakan Nero olduğunu öğrendik. Bir astrolog olarak bu kadar doğru nokta atışı yapabilmek gurur verici olsa da ortada duran bu varoluşsal soruyu görmezden gelemiyorum : Bu kişinin iyi bir insan demeyeceğim ama en azından zararsız biri olma şansı yok muydu, mudur?

Modern psikolojiyle harmanlanmış astrolojik yaklaşımların neden eleştirildiğini yine aynı örnek üzerinden anlayabiliriz. Nero’nun haritasına bakıp şiddet eğilimin var demek yerine bu haritanın büyümek için fırsatlarla dolu olduğunu söylemek bu yaklaşıma örnek olabilir. Peki sizce bu yanlış mı? Oldukça güçlü olan bu Mars- Pluto kavuşumunu kişi kendini geliştirmek ve büyütmek için kullanamaz mı? Tabii ki soru özgür irade konusuna girmeden cevaplanamıyor.  Ancak ben şimdilik sadece sorular sormak istiyorum.

Bahsi geçen makalede olduğu gibi modern psikolojinin astrolojiyi mahvettiğini tabii ki düşünmüyorüm, bu bence aşırı bir iddia. Hatta aksine özellikle Carl Jung’un çalışmalarıyla astrolojiye gölge ve arketip kavramlarının girmesi astrologların ufkunu genişletti. Bu sayede astroloji denen bu muazzam sisteme farklı bir açıdan da bakabildik. Ayrıca astropsikolojinin bence en önemli katkısı “kurban psikolojisi”ne odaklanması oldu. Klasik bakışta gezegenlerin adeta bizi kukla gibi yönettikleri izlenimi vardır ki bugün bile hala bu bakış açısı astrolojiyi takip edenler arasında yaygın. Özellikle şu son bir ayda Satürn hakkında yazılan yorumlara baktığımda takipçilerin sanki Satürn’ün tek derdi onların hayatlarını mahvetmekmiş gibi davrandıklarını görüyorum. Bu tavır tam olarak modern psikolojinin bahsettiği kurban psikolojisidir, hayatının sorumluluğunu almaktan kaçınıp suçu, bu durumda gezegenlere yüklemek.

Sorular sorup biraz daha düşünmeye ve yazmaya devam edeceğim. Siz neler düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum…

Sevgiyle,

Eda Ocak Zakaria, ASA

 

3 Yorumlar

  • Şeyma Yayınlandı Ocak 5, 2018 11:52 pm

    Eda Hanım,benim de mars pluto kare,gunes karşıt pluto ve güneş kare marsım mevcut harita da ben astrolojiyle ilk ilgilenmeye başladığımda yorumları okudukça dehşete düşmüştüm.Elbette çok fazla etkisi var ama mesela ben sinirlenmeyi bile başaramayan gayet sakin bir insanım.Ama sonra şunu farkettim ki ben bu ruh halini kendim deneyimlemeyi değil de sanki bunlara aynalık yapacak bana bu hali yaşatacak insanları çektim hayatıma gölgemle yüzleşmek için, en sevdiğim söz” Bilinçaltı düşüncelerimiz, bilince çıkmadıkça karşımıza kader olarak çıkar”ben bu zorlu açıların böyle bi olasılık olarakta yaşanabileceğini düşünüyorum ki haritamda çok fazla karşıtlık kavuşum kare mevcut 8.ve 12.evi içeren

    • Eda Ocak Yayınlandı Ocak 6, 2018 10:46 am

      Kesinlikle katılıyorum:) gerçekten iyi bir örnek vermişsiniz. Dediğiniz gibi bazen o gezegenin enerjisini hayatımızdaki diğer insanlar bize yansıtıyor ki zaten hayatımıza giren herkesin doğum haritamızda bir yeri, göstergesi var. Bu sebeple haritayı incelerken basmakalıp cümleler çok tehlikeli. Benim de haritama bakan birkaç kişi Venüs – Pluto kavuşumuma hep aynı cümleyi tekrar edip durdu: ilişkilerde aşırı kıskançsın. Ama durum sizin dediğinize benzer ben her ne kadar aşırı kıskanç olmasam da bu tip insanlardan korkarım ve hoşlanmam ve gerçekten kendime döndüğümde içeride kıskanç olmaktan ölesiye korkan bir Eda olduğunu farkettim. Sanırım “kıskançsın” “şusun, busun” gibi kesin yargı içeren cümleler yerine o potansiyelin nerede ve nasıl ortaya çıkabileceğini, ihtimalleri danışana iletmek çok daha faydalı.

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*