Yavaşlık, sakinlik, zamanın içinde süzülmek… yazarken bile bir rahatlama geliyor… herşey olması gereken ritimde ve anda oluyor zaten diye hatırlatıyorum koşullanmış 21. Yüzyıl zihnime…

Bir süredir gözlem halindeyim gökyüzünde dalgalanan Yengeç – Oğlak enerjisini. Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır.. astroloji işte bu tek cümle. İçinde bulunduğumuz zamanda ise yukarısı ya-vaş-la diyor… dön özüne… içine bak.. orada tırmanacağın basamaklar yok… yetiştireceğin işler yok.. ulaşman gereken bir konum yok… biriktirmen gereken bir maaş yok… kendi ritminde salınan duygular var… bazen yükselen hırçın bir nota gibi, gümbür gümbür geliyor sesler… sonra biraz sessizlik, sanki hiçbir şey yok gibi, belki biraz göz yaşı… sonra birden gelen koyu bir isyan ve bitter çikolata gibi bir hüzün. Bazen hepsi bir anın içinde birbirine karışıp bir duygu seli oluyor.

Anlamlandırmaya çalışmadan, içinde kalmaktan bahsediyor sevdiğim bilge kadınlar. Durabiliyor musun içinde o duygu halinin, hallerinin; kaçmaya çalışmadan, mutluluk kandırmacalarına girmeden, olduğu gibi, neyse o. İşte Yengeç arketipi bu. Tıpkı bir anne gibi,  çocuğunun her halini görüp o halleriyle seven bir anne gibi, kendini her halinle sevebiliyor musun?

 

İçerisi aslında çok zengin, 5000 tane duygu çeşidi var diyorlar. Ne kadarını gerçekten farkedebiliyoruz kim bilir bu duyguların, sürekli ekran karşısında geçirdiğimiz, saate bağımlı günlerin ardından. Hatta belki de suçlu hissettiğimiz zamanlar bile oluyor, durup da kendimize zaman ayırdığımızda. Sistem koşullandırmış bir kere çalış da çalış diyor, tüket de tüket diyor.. Benim kuşağım ve öncesi öyle inandırıldık, öyle bir çağda büyüdük; kariyer yapmak mutluluğun formülü, iyi bir şirkette olmak yetmez o şirketin bir de en iyi pozisyonunda olmak gerekir. şimdi ki kuşak ise iyi bir işe sahip olmaktan ziyade köşeyi dönmenin formüllerine odaklandırılmış durumda… sonuç ise aynı; mekanikleşmiş yaşamlar.

 

Oğlak arketipi o zirveye tırmanan ve bunu yaparken de o içsel zenginliğinden hiç beslenmeyen soğuk iş dünyası.. Gerekli mi? Elbette ki, bir cerrah duygu hallerine kapılmadan yapabilmek ister ameliyatını. Mesele yine dönüp dolaşıp dengeye geliyor. Ayarı kaçırdık insan ırkı olarak. Gidişat bize bunu gösteriyor.

Dengelemeye çalışırken de pozitif düşünme hastalığına yakalandık sanki. Sürekli bir inkar: tam ve bütünüm- andayım mutluyum- hayat bana bütün güzellikleriyle geliyor-

Gerçekten öyle mi?

 

Peki o zaman ne yani?

Kabule geçmek, ama önce temasa geçmek gerek kanımca. Göksel sembolizmayı birleştirince duyguların ifade bulmasına alan açmak gerek diye görüyorum. Yani önce, o Oğlak enerjisiyle bastırdığımız bin bir çeşit duygunun farkına varmak gerek. Bu da biraz Plutonik bir dönüşüm gerektiriyor, yani öyle laylaylom bir değişim değil bu. Abartılmış Oğlak enerjisinin bedenlerimizde, yaşamlarımızda ve gezegenimizde nasıl bir tahribat yarattığını görebilmemiz için üstümüze üstümüze geliyor enerjiler.

Nasıl mı?

-artık bu işi yapamıyorum-

-artık bu şehirde yaşamaya dayanamıyorum-

-artık bu insanlarla nasıl çalışacağımı bilemiyorum-

– bir ağaç görmeye hasret kaldım-

– sahici ilişkiler nerede?-

-bedenim ne zaman bana böyle küstü?-

 

Çare?

Dinlemek, önce ağzından sürekli çıkan cümleleri, sonra bedenini ve en sonunda da kalbini dinlemek. Orada tutulmamış yaslarının şarkısını duyabiliyor musun?

O şarkıyı dinlerken hüngür hüngür ağlayabilirsin,

Daha önce hiç ağlamadığın kadar ağlayabilirsin,

Kendine ait bir yas yoksa bile katledilen ağaçların, hayvanların ve ismini bile bilmediğin canların yası vardır elbet.

Bu meşgul dünyada duymak ve en önemlisi dinleyebilmek bir meziyet.

Yengeç enerjisi bizi kendimizi dinlemeye davet ediyor…

Duyulmak istenen o sevincin, o acının, o yasın ve adını bile koyamadığın o duyguların senin aracılığınla ifade bulmasına izin ver.

Ya-vaş-la.

Ağla.

Şükür.

 

Sevgiyle,

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*