Astrolojinin Hayatımızdaki İzleri : Güneş Dönüşü Haritası

 

Benimle Myanmar’a gelir misin, dedi.

Bir yere davet vardı tamam ama tam olarak beni nereye davet ediyordu arkadaşım anlamamıştım. Önce Tayland yaparız, birkaç gün orada takıldıktan sonra Myanmar’a Vipassana için geçiriz, diye devam etti.

Bisikletle dünya turu yapmış bu çılgın Yay kadını beni adını bile daha önce duymadığım bir ülkeye Vipassana meditasyon inzivası için davet ediyordu. Bu meditasyon inzivasına çok yakın bir arkadaşım Hindistan’da katılmıştı ve bildiğim kadarıyla baya baya adanmışlık gerekiyordu. Bir düşüneyim dedim Chantal’a, dünyanın yarısını gezmiş bu Yay kadınına.

Tabii hemen Myanmar’ı sordum Google efendiye, meğer bildiğimiz Burma’ymış ama adı sonradan değişmiş. Sıkı yönetim varmış, haliyle de halk perişan ve fakirmiş ancak kadim bir medeniyet ve görülesi de birçok yer varmış. Tayland zaten çok uzun zamandır görmek istediğim, ismini duyduğumda kalbimin daha hızlı çarptığı bir ülke. 

Haritamda Mars- Neptün Yay burcunda kavuşuyor ve Mars 9. Evin yöneticisi, böyle mistik yerlere ben heyecanlan mıyım da kim heyecanlansın 🙂 Gezeceksem ruhsal bir anlamı, açılımı olsun hatta spiritüel bir deneyim olsun diyor Mars – Neptün kavuşumum. 

Teklif muazzam da finansal olarak ne yapar ne ederim pek fikrim yok. Chantal sanki kafamdaki sesleri duymuş gibi bana mesaj yazıyor; “bu arada uçak biletleri de benden.” 

Yok artık 🙂

Koşarak bilgisayar karşısına geçiyorum ve o yılın Güneş Dönüşü (GD) haritasını (solar return) açıp bakıyorum. Her yıl doğum günümde bunu zaten yaparım. O yılın nasıl bir enerjiye sahip olduğunu, rüzgarın nereden sert, nereden yumuşak yumuşak  estiğini anlamak açısından. Hatırladığım kadarıyla diyorum, Güneş Dönüşü haritamda da yurtdışı sembolizması vardı. 

Yanılmıyorum, haritada yükselende Koç burcu yani nataldeki 9. Evim yükseliyor ve GD haritasında ise 9. Evde Mars yer alıyor. Üstelik Güneş’le de Jüpiter kavuşumda ( Jüpiter de yabancılar, uzak diyarlarla bağlantılıdır) 

Waoow, GD haritası resmen yurtdışı, yabancılar, yabancı kültürler diye bağırıyor. Ancak 9. Evde Mars olması zihnime bir gölge düşürmüyor değil. Mars hareket, aksiyon, kazalar, belalar, kavga, gürültü, heyecan, adrenalin demek 🙂

Allahım neler olacak diye gülüyorum çünkü Mars’ım Yay’da, azcık evhama düşsem de genelde bir şekilde iyi olacağına inanarım yani karnımda kelebekleeer…

İlk 2 gün Bangkok’ta geziyoruz. Hersey ama hersey görsel bir şölen benim için. Gezmek kadar anda tutan bir şey yok beni. Zihnim hep orada, hep anda. Merakla bakıyorum herşeye. Kocaman Buda heykelleri, her köşe başında sunaklar, lezzetli sokak yemekleri….

Bu 2 gün içerisinde ise Myanmar’dan vize almamız gerek, içimde şüpheler. Daha önce Fransa’dan red yemiştim. Aklımda deli sorular. Neyse ki diyorum sadece internet üzerinden yapıyoruz, belgeler tamsa bir sorun olmaz diyor hosteldekiler. Lakin 2 gün geçiyor cevap hala gelmiyor. Chantal İsviçreli, biletleri çoktan almış, uyarmama rağmen. Hayatında vize almak nedir bilmiyor. Boşver gidelim yine de diyor. Havaalanında konuşur hallederiz, diyor. 

Biliyorum olmaz, vize istiyorlarsa onay gelene kadar giremezsin ülkeye, ama nafile. Aklıma GD haritasındaki Mars geliyor ve diyorum ki hiiiç diretme Eda, akışa bırak, uy ona.

Havaalanına gidiyoruz ve check-in’de görevli, vizeniz olmadan uçağa binemezsiniz diyor. Biz de tıpış tıpış havaalanından çıkıyoruz. Ne yapacağız?

Mail yazıyoruz Myanmar konsolosluğuna ve sistemlerinde sorun olduğunu bu sebeple geciktiklerini öğreniyoruz. 

O zaman vize gelene kadar bir yerlerde takılacağız. Elimizde harita yer bakınıyoruz. Tayland’ın eski başkenti Ayutthaya’ya gitmeye karar veriyoruz.

Şehre varır varmaz büyüleniyorum. Bangkok’un metropol kafasından bir anda 1000 yıl öncesine sıçramış gibi oluyoruz. Şehrin 3 tarafı nehir ve vahşi yaşamın hala soluğunu hissedebiliyorsunuz. Hemen tapınak bölgesine doğru yürüdük. Alana girer girmez enerjideki değişikliği hissediyorum. Çok fazla turist yok, bir huşu var havada. İçimden bir his daha önce buraya gelmiştin diyor… Koca koca tapınakların tepesine çıkıyoruz. Chantal pek fotoğraf insanı değil ama içimden onu tapınak merdivenlerinde çekmek geliyor. O oturmuş poz verirken ben elimde telefon geri geri ilerliyorum. Geriye doğru attığım son adım zeminle buluşmuyor nedense ve gümmm yerdeyim. Sertçe sol kolumun üstüne düşüyorum. Düşüş anında sadece Chantal’ın yüzündeki şok ifadesini hatırlıyorum. Telefon, çanta bir yerde ben başka bir yerdeyim. Acı hissetmiyorum ama şok etkisi var üzerimde. Düştüğüm yüksekliğe bakıp kolu kırdık galiba diye düşünüyorum. Chantal geliyor. Sakinleşip doğruluyorum. Koluma, bacaklarıma, bütün bedenime bakıp yokluyorum. Şükür hiçbir kırık çıkık yok diyorum ama bir korku ikimizde de var. Neyse bu kadar yeter artık deyip hostelin yolunu tutuyoruz. Yürüdükçe üzerine düştüğüm sol kolumun ağrısını hissetmeye başlıyorum. Akşam yemeğinde artık eminim, koluma ne oldu bilmiyorum ama bütün geziyi etkileyecek bir ağrısı var. Büyük ihtimalle kaslarım incindi. Chantal çok geriliyor. Kendini suçlu hissediyor sanki. Ben ağrıdan pek konuşacak havada değilim.

Ertesi gün mailleri kontrol ediyoruz. Hala vizeden haber yok. Bir gün daha Ayutthaya’da gezeceğiz. Fakat gezi öncesi konuştuğumuz gibi, bireysel alanımıza özen gösterip o günü ayrı geçirmeye karar veriyoruz. İkimizin de yabani tarafı güçlü. Ben günün yarısını yatıp dinleniyorum. Bir yandan da Mars’ı düşünüyorum. Özgür irade, kader, astroloji, seçimler gibi derin konuların dibine girip çıkıyorum. Öğleden sonra pazardan hayatımı kurtaran iksiri buluyorum. Tiger Palm! 

 

Kolumun üstüne sürüp bandajla sokaklarda gezdiğim, hayatımın en güzel gününü geçiriyorum. Tapınaklara girip dualar edip meditasyon yapıyorum. Hatta bir rahip sakat kollu azmimi görüp bana bileklik hediye ediyor. Oradan çıkıp yerel halkın hiç bilmediğim oyunlar oynadığı parkı geziyorum. Beni çağırıp oyunu öğretiyorlar. Pek anlamıyorum ama anlamış gibi yapıyorum. Hiç İngilizce bilmedikleri için işler sanki daha kolay oluyor. Ağrı içinde kendimi anlatmak zorunda kalmıyorum. Zengin görünümlü kadınların dans provasına denk geliyorum. El işareti yapıp çağırıyorlar. Grupça yapılan her aktivitede kazma olan ben  (ay ve yükselen aslan) tabii ki de, dünyanın en komik dansını yapıp onları güldürüyorum. Sonradan çektikleri videoyu izlediğimde ben de baya bi güldüm, minik minik kadınlar arasında dansımsı hareketler yapan bir devim adeta 🙂

Hayatımda ilk defa ağrıyla, neşe, heyecan, keşif, kahkaha ve merak beraber ilerliyor. Tiger Palm sağolsun ara ara hafifleyen kas ağrısı ile o gün unutamayacağım bir gün oluyor. 

Sonra vizelerimiz geliyor ve Myanmar, Mandalay’a yol alıyoruz. İnanılmaz ağır bir enerjisi var Mandalay’ın, koşarak geri dönmek istiyorum Tayland’a. 9 saatlik bir otobüs yolculuğuyla Bagan’a varıyoruz. Yüzlerce irili ufaklı pagoda, stupa ve tapınaklardan oluşan masalımsı bir diyar Bagan. Yine kendimi 1000 yıl öncesinde buluyorum, sanki hep orada yaşamışım gibi. Bu sırada akşamları hostel odalarında elimde Michael Newton’un Hayatlar Arası Hayat kitabı, bir yandan okuyor bir yandan da kendi geçmiş yaşamlarımı düşünüyorum. Güçlü bir his, hep, bu diyarlarda geçirdiğim yaşamlar olduğunu söylüyor.

 

Sonra Vipassana İnzivası için Yangon’a gidiyoruz. Burası da yine enerjisi ağır, aşırı fakir bir şehir. Köpekler saldırıyor açlıktan. Neyse ki inziva alanı el yapımı bir cennet. Eşyalarımızı, telefonumuzu, defterlerimizi kısacası her şeyimizi görevlilere teslim edip 10 günlük sessizlik ve meditasyon dünyasına giriyoruz. Bütün bunlar olurken kolum ise ağrımaya devam ediyor. Ara ara tedirgin oluyorum, ya tahmin ettiğimden daha büyük bir sıkıntı varsa, ya kolumu tam fonksiyonu ile hiç kullanamazsam gibi…. 

Benim için 10 gün boyunca hiç konuşmamak bir mutluluk kaynağı, bu konuda hiç zorlanacağımı düşünmüyorum. Ancak sigara içememek, en büyük sıkıntım olabilir. Günde 10 saat meditasyon yapıyoruz, geri kalan zamanlarda ise biraz yürüyüş, yemek ve uykudan başka her şey yasak. Sigara tahmin ettiğim kadar zorlamıyor, 3. Gün alışıyorum. Ancak zihnim hep dışarıda, kaçıp daha çok yer gezmek görmek istiyor. Eşimi özlüyorum bir de.

6. Gün zor geçiyor, kendime kızıyorum, Chantal’e kızıyorum, kolum hala ağrıyor. Zihnimden saçma sapan şeyler çıkıyor. Oda arkadaşımın hal ve tavırlarına uyuz olup yargılıyorum. Her şey ama her şey batmaya başlıyor. Kök çakramdan yükselen öfkeyi neredeyse görebiliyorum. Al sana Mars Eda diyorum, Al sana yurtdışı, al sana yabancı kültürler…. 

7. Gün süt liman… tuhaf bir kabulleniş, sükunet hali gelmiş içime yerleşmiş. Ancak bu seferde sürekli kendisini diğerleriyle kıyaslayan Eda ile karşılaşıyorum. Doğum haritamda Pluto – Venüs kavuşumu var, diğerleri üzerinden kendime kıymak kanımda var. Yüzleşmeler. Öndeki kız hiç kıpırdamadan saatlerce meditasyon yapıyor, ben yerimde duramıyorum. Zaten hep hiperaktiftim, bir sakin olmayı beceremem. Bak hayatta geldiğin noktaya, diğerleri neler yapıyor sen hala hazır değilim, şöyle değilim, böyle değilim. Baya kendimi mahkemeye çıkarmış, birazdan da idam edeceğim. 7. Gün akşama doğru kendimi kıyaslamaktan yorgun düşmüş odama çekiliyorum.

Bir şeyler daha da görünür oluyor kendime dair, maymun zihnime dair. Ancak artık gitmek, çıkmak istiyorum. Neyseki son 2 gün hızla geçiyor. Son gün hemen dış dünyaya açılmamız zor olduğu için, konuşmamıza izin veriyorlar ama  öyle abartmadan. Çoğunluk hemen konuşmaya başlıyor. Chantal ve ben birbirimize bakıp duruyoruz. Ben ağlamak istiyorum. Kalabalık fazla geliyor, tuvalete gidip ağlıyorum biraz… Sanki konuşsam, bir kelime laf etsem ölecekmişim gibi hissediyorum. Ertesi gün ayrılıyoruz inziva alanından. Gerçek dünya bütün çıplaklığıyla karşımda, pazar yeri kurulmuş. Bir kadın kocasının bitlerini ayıklıyor. Boyut atlamış gibi hissediyorum.

Chantal daha önce 6-7 kere katılmış bu inzivalara ama bu en zoruydu diyor. Ben ise hala o sessizlik alanında kalmak istiyorum tuhaf bir şekilde. Ve fakat biz durmuyoruz son günde şehri gezelim diye planlar yapıyoruz. Olmuyor, trene binmek üzereyken çok saçma bir konudan kavga ediyoruz. Bastırılmış öfke bummm dışarı çıkıyor ayarsız bir şekilde.

……

Eve döndüm. Kader, karma ve özgür irade üzerine tefekküre yattığım günler geçirdim. Ruhsal planda bu deneyimden geçmem gerekiyordu tekamül etmem için, ya da öyle mi gerçekten?

Doğum haritama bakıp sordum kendime bu deneyimlerden öğrenmem gereken neydi? 

Güneş Dönüşü haritasında Mars 9. Evde, yükselende Koç burcu ki natalde Koç burcu benim 9. evimde. Mars ile ilgi ne öğrenmem gerekiyordu?

  • Hayatta kalmak
  • Kendi ayaklarının üzerinde durmak
  • Haklarım için mücadele etmek
  • Yalnız da zorlukların üstesinden gelmek
  • İçgüdülerimi dinlemek
  • Risk almak ve cesaret etmek 
  • Yeri geldiğinde savaşabilmek
  • Öfkemi sağlıklı bir şekilde ifade etmek
  • Kendi arzu ve ihtiyaçlarımın farkına varıp peşinden gitmek

Ben Terazi burcuyum ve bu saydıklarımı gerçekleştirmek benim için çok zor. Yolculuğun ilk günleri herşeye Chantal karar verdi ve ben uyum sağladım. Herşeyle o ilgilenmek istedi ben izin verdim. Böylesi hem kolayıma geliyordu hem de cesaret edemiyordum, yanlış yapmaktan korkuyordum. Üstelik doğum haritamda Mars, Neptün’le kavuşuyor yani Marsiyen enerjiyi uygulamak benim için çok zor. Kolay vazgeçip ne önemi var ki diyebiliyorum. Öfkemi ifade ederken yön kaybına uğruyorum. 

Bu yolculukta ise başıma gelen her şey ama her şey bu Marsiyen enerjiyi aktive etmem için beni zorladı. Burada yazıyı uzatmamak için yazmadığım bir çok detay ile ben “tek başıma” bilmediğim bir diyarda hayatta kalmayı öğrenmeye başladım. Düşüşüm oldukça sembolikti de “ ayakların yere basmıyor.” 

Şimdi benzer bir diyara tek başıma gitsem, yine zorlanırım ama kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmem. Köpekler saldırdığında ne yapacağımı, sarhoşlar kavga edip üzerime geldiğinde nasıl davranacağımı, bir tapınakta saygıyla nasıl yürüyeceğimi, kendi arzu ve ihtiyaçlarımın peşinden nasıl gitmem gerektiğini, uzlaşacağım diye kendimden ödün vermemem gerektiğini az çok öğrendim. 

Üstelik kolum da sonradan iyileşti, sadece bir süre yoga yapamadım. Chantal ile ise döndükten bir müddetten sonra uzun uzun konuşup birbirimizi dinleyip anlaştık. Ayrıca sigarayı bırakmak için en önemli adımı atmış oldum, çünkü sigarasız krize girmediğim gördüm. 

Son olarak tabii ki meraklı bir astrolog olarak Tayland ve Myanmar’ın benim doğum haritam ile ilişkisine baktım. Tayland’ın astroloji haritasında da benimki gibi Mars – Neptün, Jüpiter kavuşumu var. Meditasyon yaptığım Yangon ise astrokartografide benim Mars – Neptün hattımın tam ortasında. Neptün; meditasyon ve Mars da kavga olarak bütün sembolizmasıyla çalışmış. 

Peki özgür irade var mı gerçekten? Buna kendimce cevabım hem evet hem de hayır. Ruhsal planda o yıl Chantal ile o geziye katılmak seçeneklerim arasındaydı. Egoya bürünmüş ben ise ya teklifi kabul edecektim ya da hayır diyecektim. Kabul etme iradesini gösterdiğimde ise bütün sembolizma çalışmaya başladı. Ancak o tapınaktan düşmek benim seçimim miydi, değil miydi gibi bir soru sanırım şu gizemli alemde cevaplaması pek kolay olmasa gerek. Ancak bu keşfe engel değil 🙂

 

2020’de ise Hindistan’a, uluslar arası bir astroloji konferansına konuşmacı olarak gidip sunum yapacağım. Ve bilin bakalım 2020 Güneş Dönüşü haritamın 9. Evinde hangi gezegen var 🙂 MAAAARSSSS ama bu sefer Güneş ile. 

Bakalım beni daha ne tür Marsiyen maceralar ve dersler bekliyor 🙂

 

Sevgiyle,

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*