Bu yazı aslında Astrolog Olmanın…………….! başlıklı yazımın devamı niteliğindedir. Burada da astrolojiye yönelik yaklaşımlar, astrolog olmanın getirdikleri üzerine sorular sorup fikir yürütmeye çalışıyorum.

brigitta-schneiter-475578

Geçen yüzyıldan bu yana astrolojide sadece psikolojik yaklaşımlar değil, ruhsal, karmik, şamanik, evrimsel, hermetik, ezoterik gibi birçok farklı yaklaşımlar ortaya çıktı. İnsanlık olarak artan farkındalık ve bilinç seviyesi açısından bu kadar farklı yaklaşımların ortaya çıkması oldukça normal. Ve özünde hepsi bahsettiğim “nasıl yorumlamalı?” sorusuna cevap ararken ortaya çıkmış olmalı. Sonuçta ister ezoterik ister evrimsel astrolog olsun hepimiz aynı gökyüzüne bakıyoruz ancak orada gördüklerimizi nasıl anladığımız ve yorumladığımız hayatı nasıl anladığımız ve yorumladığımızla doğrudan bağlantılı.

Klasik temeli olan bir astrolog olarak beni yukarıda saydığım bütün yaklaşımlar heyecanlandırıyor. Bu anlamda tam da bir arayış içerisindeyken Aleksandar Imsigaric’in Hermetik Astroloji eğitimi vermesi büyük bir şans oldu. Karma ve enkarnasyonlar hakkında doğum haritasından bilgi alabileceğimizi içsel olarak biliyordum ancak bu kadar derinlere inilebileceğini tahmin etmiyordum doğrusu. Ve fakat bunun bir son olmadığını biliyorum, büyük ihtimalle bu öğrenme ve keşfetme hali her daim olacak. Benim için astrolojide bütünsel (holistic) bir yaklaşım önemli. Yani danışana kendisi hakkında karmik bilgiler verirken aynı zamanda karakteri hakkında, hangi arketiplerin etkisi altında olduğu, potansiyelleri, gölge yönleri ve hatta çakraları ve uygun egzersiz ve meditasyon yöntemleri hakkında da danışmanlık vermem gerektiğine inanıyorum.  Bu ve daha fazlasının doğum haritasında kodları olduğu bir gerçek.

Bir astrolog bu kodların hepsini okumak zorunda mı? Bence değil, mesela kendisi reenkarnasyona inanmıyorsa karma hakkında bilgi vermesi zaten tuhaf olur. Ancak bir astrolog olarak diğer meslektaşlarımızın astrolojiye nasıl bir bakış açısıyla yaklaştıklarını, nasıl yorumladıklarını bilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Bu sebeple astrolojiyle ilgilenen, astroloji yapan ve ben astrologum diyen birinin kitaplarla, okumak ve araştırmakla arasının iyi olması gerekir. Hatta felsefi bir yaklaşıma da ihtiyaç vardır. Çünkü en nihayetinde bütün mesele nasıl algıladığın ve yorumladığınla ilgilidir.  Bu sebeple bir astrologun “Gökyüzü berbat, hiç ümitlenmeyin, taş yağacak başımıza” demesi veya “ Gökyüzü muhteşem, herşey çok güzel olacak, çiçekler yağacak başımıza” demesi arasında bence büyük bir fark yok. Sonuçta her iki durumda astrologun sınırlı dünya görüşü ve hatta evren görüşünün yansımasıdır.  Yorumun bu kadar siyah – beyaz basitliğinde olmasının bence iki sebebi olabilir; ya astrolog ufkunu genişletmek için hiç çaba harcamamıştır. İnsan doğasının  ya kötü ya da iyi olduğu yeşilçam karakterleri gibi olduğunu düşünüyordur. Ya da astrolog Donna Cunningham’ın belirttiği gibi zorlayıcı transitleri, göstergeleri abartarak ve dramatize ederek insanların korkularından besleniyordur. Bu durumun ülkemizde yaygın olmadığını söylemek pek de doğru olmaz kanımca. Yaklaşmakta olan bir transiti korku nesnesi haline getirerek populariteyi arttırmak yaygın bir pazarlama yöntemi haline geldi. Her ne kadar bu durum gerçekçi olmak ile savunulsa da bana inandırıcı gelmiyor. Çünkü mesela Satürn ve Mars yengeç burcunda kavuşum yaparken bir anda bunun ne kadar büyük bir felekat olduğunu, başımıza neler neler getireceğini, mahvolacağımızı dile getirmek bence korku propagandasıdır gerçekçi olmaktan ziyade. Eğer gerçekçi olmak istiyorsak Mars ve Satürn’ün yengeçte ilk defa kavuşmayacaklarını, bu gezegen kombinasyonunun binlerce kez bizden önce ve hatta bizden sonra da gerçekleşeceğini hatırlamamız gerekir. Burada mahvolacağımıza dair korku atmosferi yaratmak yerine yaklaşmakta olan gezegensel etkiyi nasıl en yüksek hayrımıza kullanabileceğimizi bulmak, anlamak önemli olan. Ben astrolojinin bu amaç uğruna kullanıldığında evrimimize yardım ettiğine inanıyorum. Yoksa kehanetlerde bulunarak “ben bildim” “ben bildim” diye bağırmak astrolog egosunu şişirmekten başka bir işe yaramıyor.

Daha önce zorlayıcı bu transit altında ne gibi etkiler ortaya çıkmış? İnsanlar nasıl etkilenmiş ve bu etkiye nasıl tepkiler vermiş? Bu sorulara cevaplar bulunduktan sonra    “ Şimdi ne yapabiliriz?” sorusuna odaklanmak ve bütüne hizmet eden tavsiyelerde bulunmak bana göre astrolojinin alamet-i farikası.

Sonuç olarak inanıyorum ki astrologlar olarak sorumluluğumuz büyük. Evrenin, gökyüzünün sesine, diline aracılık ediyorum derken kendimizi evrenin sesi sanma gibi riskler içeriyor. Bu tip tuzaklara düşmemek adına uyanık olmak, yazdıklarımızın, söylediklerimizin farkında olmak işimizin önemli bir parçası. Ola ki bu tuzaklara düşersem sizlerden gelen uyarılara açığım ve onları sevgiyle kabul ediyorum.

 

Sevgiyle,

Eda Ocak Zakaria, ASA

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*