Ay Düğümleri Üzerinden: Adanmışlık ve Dağılma

Ay Düğümlerinin İkizler – Yay yolculuğuna dair yazmaya devam ediyorum. Bir önceki yazımda Yay’ın gölgesi olan “ben bilirimcilik”, önyargılar ve kibirden bahsetmiş, zihin yargılayacı doğasını anlatmıştım. İkizlere ait çocuksu merak, çeşitliliği onurlandırma gibi nitelikleri geliştirmenin Yay’ın aşırı kullanımını dengeleyeceğinden söz etmiştim.

Şimdi ise Yay’a özgü bir nitelikten ve İkizler enerjisinin aşırılığında bu özelliğin geliştirilmesinin öneminden anlatmayı deneyeceğim.

Yay burcu içerisinde seyyah, keşiş, profesör, filozof gibi arketipleri barındırıyor. Eğer bu arketiplere yakından bakarsak ortak noktalarından birinin adanmışlık olduğunu görürüz. Seyyah bir iki şehir gezip gördüğü için kendine seyyah demez, yola kendini adar, emin ve kararlı adımlarla yolunda ilerler. Miktar tabii ki önem arz etmez ama İkizlerle bağdaştıracağımız birkaç günlük şehir turlarıyla kendimizi seyyah olarak adlandırmayız. Seyyah olabilmek için seyahat edilen yerin daha doğrusu yolun içimize nüfuz etmesine izin vermemiz gerekir nihayetinde.

Aynı şekilde bir keşiş, rahibe, guru, yogini ya da spiritüel yolda yürüyen birisi de kendini inandığı değerlere adarsa ancak, onun vasıtasıyla gelen bilgeliğe güvenebiliriz. 

Bütün bu Yay arketiplerindeki en temel ortak nokta Budizm’de Adhiṭṭhāna olarak geçen “adanmışlık”. Kişinin kendini inandığı, önem verdiği ama en önemlisi kalbinin aşkla çekildiği şeye adaması içindeki cevherin ortaya çıkmasını sağlıyor. İçindeki cevher yani, kendimizi adadığımız şeyin içindeki cevher. Sırrını ancak o zaman vakf ediyor bize. 

Günümüz dünyasında ise Adhiṭṭhāna’yı, iki sebepten ötürü gerçekleştirmesi zor. Birincisi çok fazla uyarıcının olması, tek bir şeye uzun süre odaklanmak, o şeyi öncelik haline getirmek modern zamanlarda eskiye oranla çok daha zor. Bunu özellikle de danışmanlık verirken daha net anlıyorum. Ruhsal gelişimine kendini adamak isteyen kişinin önündeki seçeneklerin bolluğu kafa karışıklığı yaratıyor. Mesela şuna benzer cümleler çok duyuyorum: “ Meditasyon yaptım, zikir çektim, yoga yaptım, sessizlik inzivasına katıldım, vb…. Evet, evet hepsini yaptım. Galiba hiçbiri işe yaramıyor.” 

Ya da;

 “Yoga eğitimi aldım, yoga hocası mı olsam? Astrolojiye de ilgim var gerçi. Ayurveda bilgim de var, bir ara kurs almıştım. Hımm galiba ben hiçbir şeyin sonunu getiremiyorum. Maymun iştahlıyım.”

Bu hal İkizler burcunun gölgesi; her şeyi bilmek isterken hiçbir şeyi tam anlamıyla bilememek ya da her şeyi denerken hiçbir şeyin gerçek özünü idrak edememek. İlgi duyulan şeylerin tadına bakmakta, eğitimler almakta bir sakınca yok aslında. Modern zamanların bilgiye ulaşmaktaki kolaylığı bu anlamda bir lütuf veya ceza da olabilir. Lütuf; çünkü neye aşkla çekileceğimi, kendimden geçerek yapacağımı bulmak daha kolay. Mesela spiritüel yolculuğumda bana meditasyon yapmak mı, zikir çekmek mi, sessizlik inzivası mı daha yardımcı olur, bulabilirim kolayca. Çünkü bu öğretilerin, pratiklerin üstadlarına ulaşmak günümüzde bir “click” ötede. 

Ceza; çünkü bu bolluk içerisinde her birinden biraz tadarken çokluğun yoğunluğundan kendimi “idrak” etmiş de sanabilirim.Ya da tersi bir noktadan hiçbirinin işe yaramadığını zannetmekle gelen bir hayal kırıklığına kapılabilirim. Oysaki burada esas mesele derinlik yokluğu. Adanmışlıkla gelen derinlik olduğunda o öğretinin, o pratiğin sunduğu armağana ulaşabiliyorum. 

Kendimizi öğretiye, pratiğe veya bir yeteneğimize adamamızın önündeki bir diğer engel de onu takıntı haline dönüştürmek. Burada Adhiṭṭhāna ile “attachment” arasındaki farkı anlamak gerekliliği doğuyor. Jack Kornfield, eğer beklenti varsa orada Adhiṭṭhāna yoktur diyor. Mesela meditasyona kendimi adadığımı sanırken arka planda bir şey olma beklentisi içerisindeysem bu kendini adamaktan ziyade hırsla kapılmak oluyor. Adanma, uyanmış bir kalbin ifadesi. 

Kendini bir şeye adadığında, beklentisiz, sadece başka türlüsünü aklına bile getiremediğin için adadığında mucizeler ve sürprizler de kapını çalıyor. Ancak o mucizelere bel bağlayarak yol almıyorsun. Çiçekler kendiliğinden senden akan aşkı gördükçe açıyor yol üstünde. 

Bu noktada İkizler yolun çeşitliliğini anlatırken, Yay yolun tekliğini anlatıyor. İkizlerde çocuksu bir merak, hareketli bir zihin varken, Yay’da konstrasyon ve adanmışlık var. 

İkizlerin gölgesinde dağılmak varken, Yay’ın gölgesinde hayattan kopmak var. 

Ram Dass bu meseleye öyle güzel dokunuyor ki;

“Remember your buddha nature and your social security number”

İçindeki Buddha doğasını hatırla ama aynı zamanda sosyal güvenlik numaranı da hatırlamayı unutma 🙂 

 

Aşkla

Eda

 

Artwork: Kandinsky

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*