Dua

Dua etmek benim için bir çaresizlik eylemiydi. Duanın yüceltildiği bir kültürde yetişmiş olmama rağmen dua etmeyi ender olarak hatırlardım. Sonraları duanın gücüne dair okumalar yapmış olsam da bir türlü doğal bir akış bulamamış, içimde yer edememişti. Dua sanki bir dilenme haliydi, en azından çevremde bunu görmüştüm çoğu zaman. 

Taa ki metta ile tanışana dek, metta ile ben farkına varmadan kalbimde yer buldu. Ve son zamanlarda ise dua benim için asil bir eyleme dönüştü. Öğrendiğim, ezberlediğim bir yerden değil de daha derinlere temas ederek dua etmeye başladım. Bugünlerde de Merkür’ün, Güneş’in ve de KAD’ın İkizler burcunda olması ile dua etmek, yani kalpte yatan niyeti, özlemi yüksek sesle dile getirmek üzerine bir bağlantı kuruyordum zihnimde. Ve dün, Tara Brach’ın bir podcast’ini dinlemeye koyuldum. Bilinçli duanın 3 boyutundan bahsettiği bu konuşması ile dua, düşündüğüm gibi bir Yay-İkizler aksı sembolizmasına dönüştü. 

Tara Brach, ağaç benzetmesi kullanarak duanın bu 3 boyutundan bahsediyor ki bu benzetmeye bayıldım. 

Ağacın kökleri, duanın birinci boyutu ile bağlantılı. Bu boyutta deneyimlediğimizle bağlantı kuruyoruz. Neye özlem duyuyorum? Hangi yasın şarkısı kalbimde tınlıyor? Buralara bakıyorum. AcDımın, deneyimlediğim kopukluğun, eksikliğin farkına varıyorum. Köklerime iniyorum, derinlere doğru yol alıyorum. Acımla temasta değilsem, dua da benden yükselmiyor. Büyük ihtimalle aklıma bile gelmiyor dua etmek.

Ağacın dalları ise ikinci boyutu duanın. Dalların yukarı yükselmesi ile ellerimizi yukarı doğru açıp yükseltmemiz arasında da zarif bir benzerlik var burada. Acıma, yasıma, öfkeme bakıp köklerime ulaştıktan sonra yukarı yükselmek için neye ihtiyaç duyuyorum? Kalbimdeki özlem ne? Neyin hasretini çekiyorum? Bu acının ardında neyin eksikliği, boşluğu var? Nereye doğru yükselmek istiyorum. Belki daha fazla sevilmeye ihtiyacım var ya da duyulmaya? Ya da kibrimden özgürleşmeye? Dallarımı nereye doğru yükseltmek istiyorsam duamı onunla yüklüyorum. Bu boyut aslında insan olduğumu hatırlatıyor bana. Kendimden daha geniş, daha büyük, daha yüce olana kendimi teslim ederek tevazuyu öğreniyorum.

Ve sonra yapraklar, üçüncü boyutta ise asil sessizlik geliyor. Burada duruyorum, almayı, dinlemeyi keşfediyorum. Duamın yankısına kulak veriyorum. Oradan bana doğru esen bir rüzgar var mı bakıyorum. Nasıl ki ağaç ihtiyaç duyduğu ışığı yaprakları ile teslim alıyorsa, ben de sessizlikte, o oluş halinde teslim almayı ve de olmayı deneyimliyorum.

“Prayer is the bridge between longing and belonging.” John O’Donohue’s

Dua ile bizden daha büyük olana aidiyet hissediyoruz, bir parçası olduğumuzu hatırlıyoruz. 

Dua, bu noktada sezgisel olarak (Yay) özlemini çektiğimizi dile getirmemizin (İkizler) en asil yolu olarak dönüşüyor içimde epeydir. Ve anlaşılan o ki sizlerle dualarımı paylaşmak da ayrı bir aidiyet hissi yaratıyor içimde. 

Şükranla. 

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*