Ejderhaya Sadece İsim Ver!

Gökyüzünde kolektif olarak nereye yönelirsek aşırılıkların dengeleneceğini, hangi nitelikleri geliştirirsek olgunlaşacağımızı gösteren en önemli göstergeler Ay Düğümleri. Her 1,5 yılda bir burç değiştirerek yön değişikliğine işaret ediyorlar. Rotamızı Yengeç-Oğlak’tan, İkizler-Yay’a kırdık, son birkaç aydır.  İkizler niteliklerini geliştirirken Yay’ın gölgeleri ile yüzleşmemiz gereken 1 yıl daha var önümüzde. 

İkizler’in özellikle bir niteliğine odaklanmayı seçtim bu yazıda, Yay’ın özellikle de yargılama huyuna çare olarak sunacağım bu niteliği. 

Zihin doğası gereği yargılar. Bir şeye baktığımızda onun bizim için iyi mi kötü, zararlı mı yararlı mı olacağını anlamamız gerekir hayatta kalmak için. Birkaç yıl önce Princeton Üniversitesi’nden Buddhism and Modern Psychology adlı bir kurs almıştım. O kurstan aklımda kalan en önemli şey zihnin hayatta kalmak üzerine kurgulanmış doğası idi. Zihnin en kötüsünü düşünme, karşısına çıkan her şeye dair bir yargısının olması hayatta kalabilmemiz için şart. Karanlık bir ormanda ilerlerken uzaktan hareket eden şeye dair en kötü ihtimali düşünmem gerek ki kendimi savunacak kadar zamanım ve stratejim olsun. Üstelik bu durum sadece atalarımızın işine yaramıyordu, hala bir kadın olarak karanlık bir yolda ilerlerken karşıdan gelenin bana zarar verip vermeyeceğini kestirmem gerekiyor. Bu sebeple giyimine, yürüyüşüne vs. bakarak hızlı bir yargıda bulunması gerek zihnimin. Kısacası zihin en kötüsünü düşünür ve yargılar, taş devrinde de postmodern çağda da bu böyle.

Buddha da tam buraya işaret edip zihnin bu doğasının aynı zamanda ızdırabın sebebi olduğunu söylemiş yüz yıllar öncesinden. Bunun öyle bir gecede farkına varmamış tabii, malum yıllarca meditasyon yaparak zihnin coğrafyasını karış karış ezberlemiş. Şimdilerde bilim de yapılan deneylerle, testlerle zihne güvenilmeyeceğini ispatlamış durumda. Arka fonda korku filmi müziği varsa karşıdan gelen adamın elindeki şişeyi silah sanabilirim. Bir kere siyah sakallı biri tarafından taciz edildiysem her siyah sakallı gördüğümde panik atak geçirebilirim. 

Bunlar artık bilinen, ispatlanmış gerçeklikler. Ve sanırım buraya kadar okuduysanız peki astroloji nerede diye soruyorsunuz 🙂 

İşin astrolojisi şurda. İkizler ve yönetici gezegeni Merkür, zihindir. İkizler özellikle zihnin meraklı, öğrenmeye açık, kıvrak ve geçici doğasını anlatır. İkizlerin tam karşısında yer alan Yay ve ilgili gezegeni Jüpiter ise yargıları, bu ahlaklı, şu yanlış, bu doğru diyen doğamızı anlatır. Yazının başında bahsettiğim Ay Düğümleri bizlere Yay enerjisinin gölgesini farketmemizi ve İkizlere ait nitelikleri de geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor. Yay’ın gölgesi de zihnin bu yargılayan yapısıyla ulaştıklarını gerçek olarak kabul etmek. Hatta zihnin bu muğlak ve kaypak doğasına rağmen gerçek kabul ettiklerini fanatikçe savunmak. Bakınız : ırkçılık. ( ABD’de Ay Düğümlerinin İkizler-Yay aksına geçişinden hemen sonra ırkçılık protestoları başladı) 

İkizler burcuna özgü nitelikleri geliştirerek Yay’ın gölgelerini ışığa kavuşturabiliriz. İkizler bir insanın gelişim evresinde dili kullanmaya başladığı zamana denk geliyor. Çocuk çevresinde gördüklerine isimler vermeye başlar. Burada eğer çevresindeki yetişkinler kendi yargılarını çocuğa geçirmezlerse  tam bir Zen zihni görebiliriz çocuğun bu evresinde. Bu ağaç. Nokta. Bu kadar. Bu ağaç. Başka bir şey yok. İyi, kötü, faydalı veya faydasız gibi yargılar yok. İkizler evresinde şeyler isimlendirilir, tanımlandırılır, Yay evresinde ise yargılar ve inançlar ortaya çıkmaya başlar. 

Peki ne yapmalı? Tıpkı bir çocuk gibi yargısızca hem kendini hem de etrafında olanları gözlemleyebilir misin? 

Mesela meditasyona oturdun. Bir duygu geldi; öfke. Bu duyguya olduğundan az ya da çok anlam yüklemek veya “öfkelenmemeliyim” demek yerine “Evet, bu öfke, görüyorum.” diyebilir misin? 

Hımm bu da hüzün, ve şimdi bu da özlem. Sadece bu. İsimlendirebiliyorsan isimlendir ama daha fazlası için uğraşma. Jack Kornfield hisleri yumuşakça isimlendirmenin veya farketmenin onlar tarafından yakalanmadan kişiye gözlemek, bilmek ve hissetmek için bir perspektif ve ferahlık verdiğini söylüyor. Yargı devreye girdiğinde ise o his veya duygu tarafından yakalanmış yani tuzağa düşmüş oluyorsun. 

“Bu özlem, evet biraz acıtıyor.” yerine “ne kadar çok özlemlerim var, istediklerime ulaşmakta pasifim… vs.” demek yargılayarak tuzağa düşmek oluyor. 

Aynı yaklaşımı yaşamın içinde de sürdürmeyi deneyebilirsin. Karşındakinin hal ve tavırlarının altında derin manalar aramak yerine sadece gözlem noktasında kalabilirsin. Tabii ki gözlemlerinde yanılma payını da hesaba katarak. “Yaptığı şey yanlış.” “Hep böyle yapıyor.” “Bu çok ahlaksız.” gibi bolca yargı içeren iç seslerini farketmek bile güçlü bir içsel devrim! 

“Bu bir yargı.” diyebildiğin anda aslında o yargıdan azade olmanın ilk adımını atıyorsun. Çok eskiden beri şamanlar biliyordu; ejderhaya isim koyduğun an, sana gücünü vermeye başlar. 

Şimdi geç kendi durgun sularına ve içinden geçen duygu ve his bulutlarına bak.

Bak, şimdi bir kaygı bulutu geçiyor. Ona tutunma. Direnç göstererek daha da güçlendirme. Gidip tekrar gelebilir, yanında kardeşi olan duygularla dönebilir. Sadece gör onu. Bu bile başlı başına bir devrim.

Zihnin İkizler doğası; geçici ve meraklı.

Zihnin Yay doğası; bilmiş ve yargılayacı.

 

Sevgiyle,

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*