Geç mi Kaldın?

2017’den beri can-ı gönülden danışmanlık veriyorum. Zamanının çoğunu sevdiğin bir işi yaparak geçirmek ne demek iyi biliyorum. Benim öyle kurumsal hayatı bırakıp da “bu işleri” yapmaya başlamak gibi bir hikayem yok. Astrolojiden önce öğretmenlik yapıyordum ve o işi de çok seviyordum. Aslında ben iş denen şeyin ne kadar önemli olduğunu bir şekilde erken yaşlarda anlamışım. Üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okurken, memur olmayacağımdan çok emindim, bir devlet okulunda öğretmenlik yapmak bana göre değildi. Bu sebepten hemen kendimi herkes gibi yapmaya zorlamak yerine başka şeyler denemeye çalıştım. Mezun olduktan sonra bir müddet ne isteyip istemediğimi araştırırken bir gün yabancılara Türkçe öğretilen bir okulun iş görüşmesinde buldum kendimi. İlk 6-7 yıl zevk alarak yaptım işimi. Sabahları kalkıp da işe gitmek eziyet değildi, aşkla anlatıp öğretiyordum. Lakin o yıllarda da bir müddet sonra bu işten de sıkılacağımı çok net biliyordum. Zaten son birkaç yılım sıkılarak geçmişti ki işi bırakıp tamamen astroloji yapmaya başladım.

Aslında burada niyetim kendi hikayemi anlatmak değil, sizin hikayenizi anlatmak. Bu 3 yıl boyunca verdiğim danışmanlıklarda sık sık duyduğum şu cümle üzerinde tefekkür edelim istiyorum:  “Yaşım geçti.” 

Veya benzer cümleler : “Artık biraz geç oldu.” “Otuzuma geldim.” “Kırkından sonra böyle bir değişim zor.” 

Şaşırıyorum; çünkü bence armağanını vermenin yaşı yok. Hepimiz buraya bir veya birden fazla armağan ile geliyoruz. Armağan doğuştan gelen yetenek değil, zeka değil. Armağan vermekten zevk aldığın şey. Yaparken bıkmadığın, üşenmediğin şey. Yaparken zihnin geleceğe de geçmişe de gitmediği, sadece anda kaldığı şey armağanın. Bu armağanların bazıları ömürlük ve sen onu vererek, paylaşarak hayatını idame ettirebilirsin. Bazılarından da belli bir süre zevk alırsın ve sonra yerini bir başkası alır. 

Danışmanlıklarımda eğer danışan armağanlarının ne olduğu, neyi aşkla ömür boyu ya da geçici bir süre yapacağını henüz keşfetmediyse ona rehberlik ederiyorum. Lakin sık sık yukarıda yazdığım cümlelerle kendilerini nasıl kısıtladıklarına da şahitlik ediyorum. En Uranüsyen olanı, en asi Kovası bile toplumsal koşullandırmalara sıkışıp kalmış olabiliyor. Hayattan alamadığı tatminin de bundan kaynaklı olduğunu görebiliyorum. Mesele 40-50 yıllık bir iş hayatı değil ki, hatta buradan bakmak hayatın mahkumiyetmiş gibi algılandığını gösteriyor. Eğer ben 15 yıldır aynı işi yapıyorsam ve önümde 20 yıl kaldıysa, şimdi iş değiştirip de o 15 yılımı yakmayayım gibi algılanıyor sanki. Hani hapishaneden kaçarsam geçirdiğim o 15 yıl sıfırlanır korkusu. 

Gelmekte olan genç kuşağı bilemem ama 70, 80 ve hatta 90 kuşakları olarak çok azımız gerçekten zevk alacağımız işleri yapmamız için erken yaşlarda yönlendirilmiş oluyoruz. Çok azımız armağanlarımızı erken yaşlarda keşfedip paylaşmaya başlıyoruz. Bu da ancak otuzlarımıza, kırklarımıza geldiğimizde vuku buluyor. O halde armağanını geç de olsa bulup yaşamak varken, neden bundan yoksun kalmak?

Ne için geç, kime göre geç? Geç ve erken kavramlarını yaratan zihniyet ne kadar sağlıklı? 

Üstelik ilk Satürn döngüsünü yaşamadan önce yapılan her şey aslında sorgulanmalı. Ehh bu da 27-30 yaş aralığına denk geliyor. Bunun hakkında daha önce yazdığım için tekrar etmeyeyim. Ha bir de 40-45 yaş arası var ki onu da yazmıştım. 

Yani demek isterim ki döngülerden oluşan bir alemde kendini deneyimlemenin zamanı, yeri yöresi yoktur. Döngülerden oluşan bir alemde “benim için artık geç oldu” dediğin şeyi bir başka döngüde deneyimlersin. O halde neden bir başka yaşam veya boyutta olsun ki?

Zaman şimdi. Ne geç ne de erken. Her şey olması gerektiği gibi oluyor. 

Ama’larını, lakin ve ancak’larını at bohçandan. 

Sadece armağanın ve onu yaşama heyecanın kalsın içinde. 

Kuşkularınla küçümseme armağanını. 

Merak etme sen aşkla yaptıkça senden yayılan ışık diğer ateş böceklerini de sana çeker. Böylelikle kaygılandığın her ne varsa uçar gider. 

Bilmiyorsan armağanını, bilmek için niyetini koy önce. Astroloji benim yaşamıma ilk Satürn döngümde girdi. Sorularımı alıp yanıma, kapanmıştım içime. 3 gün hiç evden çıkmadan, dış dünyayla bağlantımı tamamen keserek sessizlikte kaldığımda düşüvermişti zihnime. Zihin dediğime bakma, aklımda bile yoktu öncesinde. Sadece Terazi burcuyum, der geçerdim. Ancak o 3 gün içinde o kadar kalpten istedim ki bilmeyi, düşüverdi gönlüme göklerin rehberliğini yapacağım. 

Tao’da dağ gibi olmak diye bir hal vardır. Sessizliğe çekilmek. Dağ gibi toprağa köklenmek. Dağ gibi durmak. 

Artık ne yapmak istediğini bilemediğinde çabalamak nafiledir. Mesele hiçbir şey yapmadan durmakta, dağ gibi olmakta ki duyabilesin.

Bilmiyorsan dur ve dinle. 

Fısıldayacaktır sana armağanını. 

 

Bir diğer Armağan yazısı için : Armağanın ne?

 

Sevgiyle,

Eda

 

2 Yorumlar

  • Ümmühan Yayınlandı Şubat 16, 2020 8:49 pm

    Tamda bu durumdayken yani artık 36 yım ve geç mi kaldım düşüncelerini

    • Eda Ocak Yayınlandı Şubat 20, 2020 8:55 am

      Hiçbir şey için geç değil 🙂

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*