Hey Astrolog! Sen kendini ne sanıyorsun?

Bir süredir yazmak istediğim bir konu var ama nasıl yazacağım konusunda emin olamadığım için erteleyip duruyordum. Ancak son yaptığım danışmanlıklarda danışanların başka astrologlarla olan deneyimlerini duyunca yazmak için duyduğum itki ikiye katlandı. 

Mevzu danışmanlık etik ve ilkeleri ve bunlardan bi haber danışman astrologlar. Bu yazının konusu doğum haritasının farklı yorumlanması değil, ancak yorumlanırken kullanılan üslup, hal ve tavır ile ilgili. 

Bazı meslekler vardır ki insanın o mesleği icra etmekle gelen tehlikelerin farkına varması gerekir. Astrolog olmanın en büyük tehlikesi ise Tanrı kompleksine girmek. Astrolog eğer gökyüzü ile yeryüzü arasında bir aracı olduğunu unutursa ve en önemlisi göksel sembolizmayı kendi algı filtresinden geçirerek ilettiğini unutursa işin rengi değişmeye başlıyor. Her ne kadar ben “unutursa” desem de bana söylenenlerden anladığım bazı astrologların bundan haberi bile yok. Yaptığı şeyin aslında bir yorum olduğunun, doğum haritasında gördüklerinin kendi algı filtresinin ne kadar temiz olduğu ile doğrudan bir bağlantısı olduğunun farkında değil. Yani bazı meslektaşlarım için astrolog olmanın anlamı bir hayli farklı.  Gökyüzünde yazılmış kesin kurallar olduğuna inandıklarından olsa gerek yorumlarında da bolca -acak, -ecek kullanarak peygambervari söylemlerde bulunabiliyorlar. Üstelik bu söylemlerin altında yatan kibir ile karşısındakine verdiği zararın farkında bile değiller. Biraz daha somut bir örnek vererek nasıl bir şoka girdiğimi anlatayım. Eğer bir astrolog size “senin evliliğine 3-5 yıl veriyorum” diyorsa ve renginizin değiştiğini, o an ufak bir panik atak geçirdiğinizi farkedince de yine aynı kibirli üslupla “canım biz buraya çikolata, şekerleri niye koyuyoruz, al bi tane de kendine gel.” diyorsa, bir saniye bile düşünmeden oradan koşarak uzaklaşın. Bu söylediğim yaşanmış bir gerçek. İnsan psikolojisinden bihaber, karşısındaki ile empati kuramayan, karşısındakine nasıl zarar verdiğinin farkına varamayan, varsa da umursamayan danışmanlar olduğunu tahmin ediyordum. Ancak danışanı uydurduğu kehanetlerle şok ettikten sonra“al bi çikolata ye.” seviyesinde bir şiddete ulaşmış olacağını tahmin etmemiştim. 

Duyduğumdan beri zihnimden atamıyorum bu cümleleri. Hemen söyleyeyim, bu astroloji değil, bu danışmanlık da değil. Bu şiddet. 

Bir danışman astroloğun kendini geliştirmesi gereken iki konu var. Birincisi işin ilim ve irfan kısmıdır. İkincisi ise danışmanlık kısmı. Bu ikisi birbiriyle hem bağlantılı hem de bağlantısız diyebilirim. Bu noktada biraz gözlemlerimden bahsedeceğim. 

İlim ve irfan kısmı; iyi bir eğitim almaktan geçeceği gibi kişi kendi kendine de öğrenebilir bu ilmi. Bir üstadın tecrübe ve bilgilerinden damıtılarak geldiğinde astroloji bilgisi daha sağlam ilerleyebilirsiniz. Ancak ister bir öğretmenden alın bilgiyi, ister kendiniz keşfederek öğrenin, gökyüzünün sırrını çözdüm bitti demek zor. Gökyüzünün sırrını çözmek, o göksel sembolizmanın her katmanına ulaştığını sanmak varoluşun gizemini anladığını sanmakla aynı şey. Bu sebeple astrolojiyi öğrenmenin sonu, sınırı yok. Aslında ben astroloji yerine Osmanlı Türkçesi’ndeki ismini daha çok seviyorum, çünkü o zaman işin ciddiyeti anlaşılıyor. İlm-i Nücum yani yıldız ilmi ve bu ilmi icra edene de yine nücum kökünden gelen müneccim denmiş. 

Şimdi gözlerinizi kapatın ve ışıksız bir tepede gökyüzüne baktığınızı hayal edin. Ve sonra da orada gördüğünüz o muazzam büyüklüğü, çokluğu, sonsuzluğu yani gizemi çözdüğünüzü düşünün. Ben düşünemiyorum. Çünkü bu mümkün değil. Yeryüzünde hiç kimse yoktur ki yıldızların ilmini tam anlamıyla idrak etmiş, çözmüş ve yüzde yüz anlamış olsun. Ancak çaba mümkün ve fakat çabanın sonucunda hala ve hala puzzle tamamlanmış ve siz de bu ilmi tamamen keşfetmiş olmazsınız. Çabasız da yani öğrenmeye, keşfetmeye devam etmeden de bir müneccim yani astrolog olunmaz.  

İlmin artması için araştırmaya, okumaya, farklı astrologları takip etmeye ve farklı bakış açılarını duymaya ihtiyaç vardır. Eğer bir astrolog hala doğum haritasında 7. Evde Satürn veya Pluto gördüğü için danışana evliliğine 3-5 yıl biçiyorum, ilişkilerde kötü şeyler deneyimlersin, hayatına birisinin girmesi zor vs. diyorsa; ezberden konuşuyor, hiç ama hiç gözlem yapmıyor demektir. İlmi kitap sayfalarında kalmış, ya da aldığı eksik bilginin ötesine geçememiştir. Türkiye’de verilen astroloji eğitimi çoğunlukla klasik bilgiler üzerinden gerçekleşiyor. Bu da eğer kişi ilmini arttırmaktan ziyade, hemen icra etmeye meyilli ise danışan üzerinden yıkıcı etkiler doğuruyor. Gelenek önemlidir, bence bilinmesi gerekir. Uygulanan yöntemlerin kökenini bilmek astroloji pratiğinizi derinleştirir. Ancak o yöntemlerden edinilen bilgiyi yorumlama kısmında hala orta çağ zihniyetinde kalırsanız sonuç yıkıcı olabilir.  

Bu noktada sana sesleniyorum ey okuyucu daha doğrusu danışan, bir astrologdan danışmanlık almadan önce onu biraz tanımaya çalış. Sosyal medya çağında artık bu çok kolay. Bir süre takip edip karşındakinin ne okuduğunu, nasıl düşündüğünü, nasıl ifade ettiğini, neye önem verdiğini anlayabiliyoruz. Tabii ki bu birisinin tanımanın en sağlıklı yolu değil. Ancak astrolog seçerken onun popüler, ünlü, çok takipçili olmasının dışında başka kriterleriniz de olsun derim. Yoksa aşırı şişmiş egosuyla size travmatik deneyimler yaşatan danışmanlara denk gelebilirsiniz. 

Evet, farkındayım, bilinmezlikten nefret ediyoruz. Bu sebeple astrologlardan duymak istiyorsunuz ne olacak? Başıma ne gelecek? Ne gelmeyecek? Ancak bu bir insan olarak gücünüzü başkasına teslim etmek oluyor. Karşındaki sana bu evlilik bitecek, işini kaybedeceksin, çocuğun olacak veya olmayacak dediğinde senin hayatını yönlendirme ve değişim yaratma gücünü yok sayıyor. Dinamik bir yapıyı görmezden gelerek onu tek düzeleştiren bu tarzdan yorumlar bireyin üstünde tahakküm kuruyor. 

Bu mesele astrolojiyi öğrenmeye başladığımdan beri kafamı en çok kurcalayan mesele. Daha öğrenciyken etraftan ve hatta bazı hocalardan şöyle şeyler duyardım; 7. Evinde Pluto olanlar iki kere evlenir. Gökyüzünü henüz tam anlayamamış ben, bu tarzdan yorumları nereye koyacağımı, nasıl değerlendireceğimi bilemezdim. İç sesim meselenin bundan daha derin olduğunu söylerdi. Bu tarz yorumların tabii ki kökeni İslam’daki kader anlayışına uzanıyor. Yazılmış, sabit bir kaderin olduğu inancıyla yorumlanan bir haritada 7. Evinde Pluto ya da Satürn varsa kesin boşanırsın, çünkü diğer insanlarda böyle olduğu gözlemlenmiştir. Ve pek tabii bu tarz bir kader anlayışı da yine ezberden, düşünmeden, sorgulamadan miras alınmıştır. Oysa ki O der ki “ Ben ona ruhumdan üfledim.” (Hijr suresi, 29. Ayet) O halde nasıl mümkün olabilir ki âdem olan aklını ve kalbini birleştirip seçimler yapmasın. Sınavlar elbette ki vardır, ister kader de ister karma, ancak bir insanın bu sınavların üstesinden gelip gelemeyeceğini hiçbir astrolog, hiçbir medyum, ya da hiçbir uzman bilemez. 

Peki o zaman bana göre astrologun işi ne? 

Danışana sınavların nerede olduğunu göstermek.

Bu sınavlarda çıkması olası sorular hakkında bilgilendirmek.

Bu sınavları geçebilmek adına hangi konulara çalışması gerektiğini anlatmak. 

Sınavı geçebilme ihtimalini her daim canlı tutmak, desteklemek, cesaretlendirmek.

Sınavı geçemese bile yaşamın ona farklı yollarla öğrenmesi gerekeni öğretmek için yardım edeceğini bildirmek ve o farklı yollara ışık tutmak.

Ve aslında sınav kelimesini bile kullanmamak 🙂 

Şimdilik bu kadar. Yazının devamı gelecek. İkinci bölümde danışmanlık etiği hakkında yazacağım. 

 

Sevgiyle,

Eda

artwork : Olaf Hajek

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*