Kelimeler ve Sanrılar

Neptün, düğümlere kare açı yapıyor. İkizler-Yay aksındaki ilüzyonlara dair çınlayan bir şeyler var bu denklemde. Çalışma masamın üstünde bir bal mumu var. Uzun süre bakıyorum ona. Daha önce pek kullanmadığım bir şey olsa gerek madde olarak adının mum olduğunu bilsem de isminin altındaki anlamlarla bağ kuramıyorum. Dokunmak istiyorum, hatta tatmak, küçük bir ısırık almak. Maddeye vermiş olduğumuz isim “mum” bana o maddeyle ilişki kurmamda bu sefer yeterli gelmiyor. Üstelik yanmış bir mum bu, yarısı başka bir şeye dönüşmüş.

Oysaki isimlerle varoluşu anlamaya çalışırken maddenin bu değişen ve de dönüşen doğasını hep ıskalıyoruz. Mum dediğimde zihnime değişmez, sabit ve katı bir cisim geliyor. Mum ismiyle temsil edilen bu cismin geçiciliğine dair bir algı alamıyorum. Kelimeler, isimler ve de düşünceler şeyleri temsil ederek işimizi kolaylaştırırken maddenin ve kendi varoluşumuzun gerçek doğasına dair yanılgılaya düşürebiliyor bizi. Fikirler ve kelimeler sabit oldukları için temsil ettikleri şeylerin geçici, değişken doğalarını göremiyoruz çoğu zaman.

Alan Watts bu durumu para ile olan ilişkimiz üzerinden harika bir şekilde açıklıyor. Unuttuğumuz şey, düşüncelerin ve kelimelerin gelenekler olduğu ve geleceği çok ciddiye almanın ölümcül olacağıdır diyor. Ve ekliyor; “gelenek sosyal bir kolaylıktır; para gibi. Para takasın sebep olduğu sorunu ortadan kaldırır. Fakat parayı çok ciddiye almak, onu gerçek zenginlikle karıştırmak anlamsızdır çünkü yemek olarak yiyemeyiz ya da kıyafet olarak kullanamayız. Para neredeyse durağandır ancak yiyecek gibi gerçek zenginlikler bozulabilirler. Bir şekilde düşünceler, fikirler ve kelimeler gerçek şeylerin yerine geçen “bozuk paralar”dır.”

İkizler-Yay aksına Neptün’ün uyandıran etkisi temas ettiğinde ise günlük yaşamda dilimize pelesenk olmuş kelimelerin nasıl da gerçek şeylerin yerine geçtiğini fark etmemiz için bir fırsat var. Farkındalık, uyanış, aydınlanma, meditasyon, bilinç gibi birçok kelime soyut kavramları temsil ettikleri için madde dünyasında onları tam bir yere oturtmamız zaten zor. Bu zorluğun üstüne bir de kelimelerin gerçek şeylerin yerini alması ile ortaya çıkan bir illüzyon da var. Tehlike ise bu kelimeleri kullandıkça onların temsil ettikleri şeylere sahip olduğumu sanmakla başlıyor. Tıpkı para örneğinde olduğu gibi farkındalık ya da aydınlanma dediğimde ya da bu kelimeleri sık sık dile getirdiğim bir balonda yaşamaya başladığımda farkındalığa ve aydınlanmaya ulaştığımı sanabiliyorum, sanabiliyoruz. Ancak bilinen bir gerçek var ki ona ulaşmış olan onu zaten kelimelerle dile getirmeye ihtiyaç duymuyor. Dao De Jing’in ilk cümlesi boşuna“ Kendinden bahsedebilen Dao gerçek Dao değildir.” diye açılmamış.

Bu durum sadece ruhsal kelime dağarcığımızla sınırlı değil elbette. Aşk, sevgi dediğimde de aşk veya sevgi kelimesinin temsil ettiği şeye dair birçok yanılgıya sahibim. İsimlendirebildiğimde, tanımlayabildiğimde güvende hissediyorum ve o şeyi sahiplendiğimi sanabiliyorum. Ne büyük yanılgı!

 

Erich Fromm ise başka bir yerden bakıyor ve düşünen kişi yabancılaşmış kişidir diyor. Bir şeyi bir kelime ile ifade ettiğim an, bir yabancılaşma gerçekleşir ve o kelime, deneyimin tamamının yerini alır, diyor. Yani sürekli farkındalıktan, uyanıştan bahsettiğimde aslında o deneyimin kendisinden uzaklaşıyorum. Fromm ayrıca zihinsel bilgiye aşırı önem verilen çağımızda kelimelerin deneyimlerin yerini almasının daha da arttığından bahsediyor. Evet, bu tam bu… Hatta ben görsel bombardıman çağında yaşadığımız için görsel malzemenin de benzer bir etki yarattığını düşünüyorum. Sosyal medyada sergilenen her bir görsel malzeme bir yerde kelimeler gibi deneyimin yerini alıyor. Şeylerin gerçek doğasını çarpıtıyor kelimeler gibi. Ve bizler de çoğu zaman kelimeler ve görsel malzemelerle örülmüş bu çarpık evrende hakikate temas ettiğimiz yanılgısına derin düşüyoruz.

İçinden geçtiğimiz Kova zamanları ise bu bulanıklıktan çıkmanın mümkünlüğüne işaret ediyor olabilir. Nasıl mı? Mesafe alarak.

Kelimelerle arana mesafe alarak.

Görsel malzeme ile arana mesafe alarak.

Kelimelerin ve görsel malzemenin altına üstüne yüklediğin anlamlarla yüzleşerek.

Onların deneyimin ve hakikatin kendisi olmadığını farkederek yani kelimelerin şeylerin doğası olan geçicilik ve değişimi yansıtmadığını hatırlayarak..

Tabii acayip yanılıyor da olabilirim 🙂

 

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*