Merkür Balık Retro : Gölge Çalışması 1

Gölge nedir? 

Karanlıktayken görülmeyen,

Karanlıktayken varlığından hiç haberdar olmadığımız,

Işık varken ise peşimizi bırakmayan, ardımız sıra gelen,

Aydınlık varken görünür olan,

Psişemize yapışmış parçalarımızdır gölgelerimiz.

Ruhumuzun karanlık odalarında kalmış ama her fırsatını bulduğunda “ben de buradayım” diye haykıran parçalarımız. 

Peki neden karanlık odalarda kalıyor benliğimize ait bu parçalar? 

Çünkü onlar istenilmediler, beğenilmediler, eleştirildiler. Daha küçücük bir çocukken sevilmek için benliğimize ait bazı özellikleri törpülememiz, bastırmamız ya da hepten inkar etmemiz gerektiğini anlarız. Biz onları bastırıp inkar ettikçe onlar da karanlıklara gömülürler; ancak asla bir yere gitmezler. Hep kendimizle taşırız o istenilmeyen parçalarımızı, sadece artık dışarıdan görülemez hale gelirler. 

Yani aslında benliğimize ait o kıymetli parçalar birer gölgeye, soluğunu belli belirsiz hissettiğimiz bir hayalete dönüşürler.  Bu kıymetli parçaların birer gölgeye dönüşmesi çocukluktan itibaren başlar. Bu kavramın zihninizde somutlaşması için kendi hikayemi anlatayım:

8 yaşlarındayken odama çekilir mum ışığında roman yazmaya çalışırdım. Tabii o zaman roman diye bir kavram yoktu kafamda ama uzun soluklu bir hikaye yazdığımı hatırlıyorum. Her akşam odama çekilir sanki evde elektrik yokmuş gibi mum yakar ve yazmaya başlardım şevkle. (Neden mum? Neden roman? İşte burada geçmiş yaşamlara dair ipuçları var, ancak bu başka bir yazı konusu olsun) 

Babam da her akşam odama gelir, mumla evi yakacağıma dair kaygılarını dile getirirdi. Neden gündüz çalışmadığıma dair de söylenirdi. Ben yine de inatla yazmaya devam ederdim. Bir gün hikayemi bitirip öğretmenlerimle paylaştım. Şu an detayları hatırlamıyorum, ama okuduktan sonra çok beğendiklerinden olsa gerek bütün sınıfa okumamı talep ettiler. Ben sınıfa sesli bir şekilde okuduktan sonra öğretmenlerimden biri bunu gerçekten benim yazıp yazmadığımı sordu bütün sınıfın önünde. Yeteneğimden şüphe edildiği gibi üstü kapalı yalancı olma ihtimalim de vurgulanmıştı benim gözümde. Kalbim kırılmıştı. Eve döndüğümde bütün sayfaları hınçla yırtıp attım. Yazmak, daha doğrusu içimdeki yazar birer gölgeye dönüştü o olaydan sonra. O çocuk içgüdülerimle içimdeki yazarı görünür kılmanın tehlikeli olduğunu anlamıştım. Eğer kabul görmek istiyorsam ya da en azından yalancı yerine konulmak istemiyorsam yazmamalıydım.

Böylelikle içimdeki yazarı ruhumun karanlık odalarına kapattım uzunca bir süre bu olaydan sonra. 

Belki bazılarınız gölge kavramının negatif bir şey olmadığına şaşırmış olabilirsiniz. Gölge dediğimizde aklımıza olumsuz, kötü bir özellik geliyor olabilir. Aslında gölge sadece hayatta kalmak adına vazgeçtiğimiz parçalarımızdır.  Bir çocuk olarak ruhumuzun hassas ve kendine özgü ihtiyaçlarını terk etmek zorunda kalırız. Bir çocuk olarak otantik olmanın hayatta kalmamız, kabul görmemiz ve sevilmemiz için engel teşkil ettiğini anladığımızda herkes gibi olmaya çalışırız. Kabul görmüş her ne var ise özellikle de anne ve babalarımız tarafından kabul görmüş her ne var ise ona dönüşmeye çalışırız ki onlar bizi hep sevsinler. 

Ancak her ne kadar kabul görmüş olana dönüşsek de bastırılmış olan yok olmadığı gibi gizliden bizi yönetmeye de başlar. Gölge yaş aldıkça eğer fark edilmezse ruhun hastalığına dönüşür. Farkedip bütünleşirsek ise birer armağan olarak parlamaya başlayabilir. Ruhumuz tekrardan şarkı söylemeye başlar; çünkü inkar ettiğimiz her bir parçamızla bütünleşerek kendimiz olmayı deneyimleriz. 

İşte tam da bu sebeple gölge çalışmaları önemlidir. “Romancing the Shadow” kitabının yazarı Connie Zweig gölgeye çözülecek bir problem ya da iyileştirilecek bir hastalık gibi yaklaşmaktansa ona bir gizem olarak yaklaşmayı öneriyor. Gölge görünür olduğunda onu onurlandırmamız gerek, diyor. Gölgenin her zaman armağanı ile geleceğinden emin ol. Ve ekliyor : Gölge çalışmasının aslında ruh üzerine çalışmak olduğunu keşfedeceksin. 

Peki nasıl çalışacağız gölgelerimizle, dahası onları nasıl bulacağız saklandıkları karanlık odalarda?

Gölgelerimiz aslında bilinçaltının bir parçasıdır ve bilincin kapılarına yakındır. Bir diğer deyişle bilinçaltımız buzdağının altı ve bilincinde olduğumuz kısım ise suyun üstünde kalan dağ ise, gölgelerimiz de suyun hemen altında, birazcık güneş ışığıyla yüzeye çıkmaya en yakın olan yerdedir. Bu sebeple de bazen kendi başımıza da gölgelerimizi keşfedebiliriz. 

Gölgelerimiz en çok da gizli utançlarımızın ardında yatar. İçine saklandıkları oda utançlarla doludur. Bu utançlar cinsel tabulardan duygusal pişmanlıklara kadar farklı sebeplerden olabilir. Toplum içinde yapmaktan utandığımız ama yapmaktan da vazgeçmediğimiz, zevk aldığımız birçok şey içinde utanç barındırıyorsa gölgemiz haline dönüşmüştür. 

Tiksinmek…

Hoşlanmamak bir yana tiksinmek oldukça güçlü bir tepki. Başkalarında görüp de tiksindiğimiz, iğrenç bulduğumuz her ne var ise kendimizde aynısını görmekte zorlanıyoruzdur. 

“Böyle bir şey nasıl yapar, iğrenç bir şey bu.” 

“Onu görmek midemi bulandırıyor.” 

Cümlelerin ardına saklanmış gölgeyi görebilirsiniz burada. Abartı tepkilerinizin ardını arkasını biraz kurcaladığınızda kendi gölgenizle karşılaşabilirsiniz. 

Eşcinsel olduğunu herkesin bildiği ama kendisinin bilmediği bir arkadaşım vardı. “Karşı cinsle nasıl seks yapılır, iğrenç.”  gibi cümlelerinin ardında saklanmış cinsel eğilimi her fırsatta kendini gösteriyordu. Kontrolü kaybetmekten de çok korktuğu için kendi gölgesiyle yüzleşmesi çok geç yaşlarda, sarhoş olduğu bir gece gerçekleşmişti. 

Bağımlılıklar da gölgenin aslında kontrolü ele aldığının, hayatlarımızda hayalet bir misafirin olduğunun bir başka göstergesi. Connie Zweig, dürtüsel davranışlarımızın altında, farkında olmadan gölge hislerimizi öldürmek ve o görünmez boşluğu doldurma çabamız olduğunu söylüyor.  Alkol, uyuşturucu, seks, iş veya yiyecek vb. üzerinden gerçek ihtiyaçlarımız kılık değiştirip bağımlılık olarak kendini gösteriyor. Böylelikle özümüzün sesine sağır geliyoruz.

Astrolojide uyuşturucu ve alkol bağımlılığı Neptün’le bağdaştırılsa da ben aslında her türden bağımlılıkta Neptün işareti olduğunu düşünüyorum. Doğum haritasında Neptün etkisi güçlü olan bireylerde ki buna kendim de dahil, özle kavuşma olmadıkça bağımlılık devam ediyor. Benim anladığım Öz’le buluşmak ise ilahi olanla bağlantıda olmak anlamına geliyor. Ancak bu konuyu da başka bir yazıda anlatmak gerek. Şimdilik Öz’ün aslında kendi otantik benliğimiz olduğunu da söyleyebiliriz. 

Gölgenin en çok ziyaret ettiği bir diğer yer ise rüyalar alemi. Sık sık gördüğünüz tekrar eden rüyalar psişenin çığlıkları gibidir. Beni gör artık, duy artık diye ardı arkası kesilmez verilen mesajların. Özellikle bu tekrar eden rüyalar üzerine çalışmak gerekir. Aslında her sabah görülen rüyalar o anki yaşantınızla veya geçmişinizle bağlantılı olarak adeta gölgeniz gibi sizinle konuşur. Neyin bilinçaltının karanlık sularından yukarıya çıkmak istediğini gösterir rüyalar. 

Gölgeler, fiziksel rahatsızlıklar olarak da bizimle konuşmaya çalışır. Özellikle de travma sebebiyle bastırılan parçalar gün gelir bedenin aslında unutmadığını, biz kendimizi kandırsak da bedenin hatırladığını gösterir. Gölge hücrelerimizde, kaslarımızda saklanır ve zamanı geldiğinde görünmek için acı, ağrı veya hastalık olarak “buradayım” der. 

Gölgelerin saklandığı belli başlı yerler bunlar olsa da günlük hayatta dilimizin sürçtüğü anlarda bile aslında sıkıştığı yerden çıkmaya çalışır. 

İstenilmeyen ya da bazen istenilmediğini düşündüğümüz her bir parçamızı farklı sebeplerden bastırmış, inkar etmiş olabiliriz. Bu sebeple gölgelerimizi kolektif, kültürel, ailevi vb. olarak ayırabiliriz. Her ne kadar bu kategoriler çok önem arz etmese de nereden geldiklerini anlamamıza yardımcı olabilir. 

Bu yazı serisinde de her haftaya bir gölge türü koymaya niyet ettim. Eğer bu yazım seninle rezone olduysa, benimle 3 haftalık bir gölge yolculuğuna var mısın? Beraber her hafta bir gölgemizin peşine düşüp onu karanlıktan aydınlığa çıkaralım derim. Merkür’ün Balık burcundaki bu 3 haftalık retro sürecinde gölgelerimizle buluşmak ve onları oldukları gibi kabul etmek çok daha kolay olabilir.

O halde hadi gel, önce ailevi gölgelerimizi keşfetmeyi deneyelim. Bunun için önce niyet koymak çok önemli. Yazıyı okuduktan sonra defter ve kalemini al. Bir kaç mum yak. Sessiz bir yere geç. Belki rahatlatan bir müzik olabilir arka planda. Belki de sana iyi gelen bir koku eşlik edebilir sürece.

Gözlerini kapa, ellerini kalbine koy. İçinden veya yüksek sesle söyle;

Benliğimin inkar ettiğim, bastırdığım parçalarını kucaklamaya niyet ediyorum. Bütünleştiğimde kendimi tam hissedeceğim gölge yönlerimi hayatıma davet ediyorum. Kendim olmaya ve bütün farklılığımla kendimi kabul etmeye niyet ediyorum. 

Eklemek istediğin başka niyetlerin varsa onları da kat. Hatta yanına aldığın deftere bu niyetlerini yazabilirsin. 

Şimdi bu soruları da defterine yaz ve cevapların kendiliğinden akmasına izin ver. 

Ailen içinde varlığından utandığın biri var mı?

Ailen içinde yaptıklarından utanmanı söyleyen biri var mı?

Çocukluğunu düşündüğünde en çok utandığın anın ne?

Bir yetişkin olarak neyi yaptığın bilinirse çok utanırsın? 

Bu utanç halinin altında yatan en derin ihtiyacın ne olabilir?

Bu sorulara hemen cevap veremesen de at cebine, bir hafta boyunca bu sorularla hemhâl ol. Defterin hep yanında olsun. Belki bir anda yazmak ve açılmak istersin. 

Bir diğer adım da rüyalar. Her gece uyumadan önce ailenden miras aldığın utancın izlerini rüyalarının sana göstermesine niyet et. Rüyalarını hatırlamaya niyet et. Sabah uyanır uyanmaz rüyalarını defterine yaz. 

Gelecek hafta çarşambaya kadar ailevi gölgelerimizi keşfedip onlara benliğimize iade etmeyi deneyeceğiz.

Soruların varsa, yorum olarak bu yazının altında paylaşabilirsin. En kısa sürede cevaplamaya çalışacağım. 

Merkür Retroyu hayrımıza kullanma çalışmaları bunlar aslında.

Hayrola.

Kolay gele.

Ve tabii ki AŞK ola. 

Eda

 

artwork : Keri Mccabe

12 Yorumlar

  • Meltem Yayınlandı Şubat 19, 2020 11:05 pm

    Yazılarını okumaya başladığımda kitap yazsa ne akıcı ve derin olur diye düşünmüştüm , Spotify da da dinlediğimde masal anlatsa kendi masallarını dedim ve bugün bu yazın çıktı , yolun yolculuğun kalbinin ışığıyla olsun ışıldat

    • Eda Ocak Yayınlandı Şubat 20, 2020 8:57 am

      Sevgili Meltem, bu teşvik edici yorumun ne iyi geldi 🙂 Masal danışmanlık esnasında anlatıyorum aslında ara sıra, kitap ise kafamda hep yazıyorum bakalım ne zaman kağıda dökülecekler…

  • Soley Yayınlandı Şubat 20, 2020 3:28 pm

    Yazilar giderek şifaci ruhunu ortaya cikariyor..ne şansliyiz…dün benim icin önemli bir figür olan anneannemin ölüm günü idi..ruhuna dua ederken, bir de isteğim oldu, “ailenin gizledigi nedir, göster bana” diye.. üstüne yazin geldi…sifayla..:))

    • Eda Ocak Yayınlandı Mart 4, 2020 9:39 am

      Merhaba Soley, ben sana cvp yazıp gönderdiğimi sanıyordum ama şimdi baktığımda yazdığım bütün msjların gelmediğini gördüm. Merkür retro sağolsun 🙂 Böyle güçlü bir duanın arkasından yazımın önüne düşmesine çok sevindim. Umarım hazinelerine ulaşabilmişsindir.

  • evrim Yayınlandı Şubat 20, 2020 3:58 pm

    bu utanç konusunu bir süredir eşeleniyordum, ancak “ailenden miras aldığın utancın izleri” dediğiniz yeri hiç farketmemişim, çok teşekkürler. bakalım gölgelerden neler çıkacak 🙂

    • Eda Ocak Yayınlandı Mart 4, 2020 9:41 am

      Neler çıktı acaba? Bu msjına cevap yazmıştım ama bir şekilde burada yayınlanmamış. Üzerinden zaman geçti ama ben yine de meraktayım gölgeleri keşfedebildin mi utançla ilgili?

      • evrim Yayınlandı Mart 4, 2020 12:55 pm

        yani, öyle bir şey çıktı ki, gülmekten kendimi alamadım. Ben varlığım için utanmayı aileden almışım. utanıp yok olmayı seçmişim, ama yok olunca da olmamış, görünebilmek için ebeveynimin ebeveyni olmuşum, çocuklarıma (anne, baba, kardeş vs) bakmışım, hatta varolmaktan utanmayan çocularımdan utanmışım. genelde oldugu gibi almakla kalmayıp bir de aynen yansıtmışım. ailevi çatışmalar neden genelde ben kendim oldugumda ve ortaya çıktığımda olurdu zaten. Şimdi konu hakkında çalıştığım için geçmiş zaman olarak bahsediyorum. Yarattığın farındalık için çok teşekkür ederim 🙂

  • bilge Yayınlandı Şubat 22, 2020 12:22 am

    Sevgili Eda, gölge yanlarımızı benliğimize iade etmek için ne yapacağız?

    • Eda Ocak Yayınlandı Mart 4, 2020 9:43 am

      Sevgili Bilge,
      Bence bu hemen olan bir şey değil, önce farkediyoruz ve sonra aynı kalıp her tekrar ettiğinde o farkındalığı bu tekrarlara getirmeyi deniyoruz. Böylelikle zamanla farkında olmadan tekrar eden gölge davranışlar yerini daha bilinçle yaptıklarımıza bırakıyor. Bu yüzden farkına varmak ilk ve en önemli adım 🙂

  • Filiz Yayınlandı Şubat 23, 2020 11:39 am

    Eda çok şifalı bir yazı olmuş. Kalbine sağlık. Merkür balık retro da güzel bir vesile ne varsa gizli sakli kalmış. Şimdi okudum ve hemen başliyorum burdan. Çok şükür

    • Eda Ocak Yayınlandı Mart 4, 2020 9:44 am

      Merhaba Filiz, nasıl gidiyor gölge çalışman 🙂 Var mı hemen görünür olmak isteyen bir aile gölgesi? Desteğin için teşekkürler 🙂

  • Hülya Yayınlandı Haziran 18, 2020 5:59 pm

    Merhaba. Çalışmaya başladım ben de ve son soruda takıldım. “Bu utanç halinin altında yatan en derin ihtiyaç” derken, utanmama vesile olan olayı yapmak istememin altındaki ihtiyaç mı yoksa utanç duygusunun altındaki ihtiyaç mı ? Teşekkürler 🙂

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*