“Hayat denize açılıp batmak üzere olan bir tekneye binmek gibidir.”

Kriz ile özgürlük kelimeleri genellikle beraber anılmazlar. Biri nahoş duygular uyandırırken içimizde, diğeri kanatlandırıverir yüreğimizi, iyi hissederiz. İlginçtir ki 40’lı yaşların başında ortaya çıkan krizlerin sebebidir aslında özgürlük. Ruh özgürleşmek isterken kabuğuna çekilmiş birey direnç gösterdiğinde “orta yaş krizi” çıkıverir. Orta yaş krizlerinin astrolojik karşılığı ise önce Uranüs sonra da Satürn’dür. Bu yazının ana kahramanı ise Uranüs, Satürn’ü bir sonraki yazıya ayırıyorum.

Uranüs -kozmik zeka-  sınırlı duyularımız ve zihnimizle idrak edebileceğimizin çok çok ötesine işaret eder. Onun enerjisini idrak edebilmek için önce bütün tabulardan, zincirlerden, toplumsal ve ailevi koşullanmalardan, inançlardan bağımsız düşünmemiz gerekir. Kolektif gezegenlerden biri olduğu için onun enerjisini hayatımızda doğar doğmaz deneyimlememiz pek kolay değildir, yani benliğimize bir nitelik olarak Uranüsyen enerjinin girebilmesi için bizim çabamız lazımdır. Bir diğer deyişle doğduğumuz an itibariyle hayatımızın belli bir alanında Uranüs enerjisi tarafımızdan aktive edilmek üzere bekler. Doğum haritalarımızda Uranüs’ün denk geldiği alanda kendi otantik özümüzü keşfetmemiz, dikte edilen bütün sınırlardan ve kurallardan özgürleşmemiz gerekir. Bunu yapabilmek içinse sıradışı olmayı göze almak ve normlara uymanın getirdiği rahatlıktan vazgeçecek kadar cesur olmak gerekir. Uranüs, vaad ettiği bu özgürlüğe ulaşabilmemiz içinse belirli aralıklarla enerjisini hayatlarımızda aktive eder. Astrolojik söylemde bu aktivasyona transit veya geçiş diyebiliriz. Uranüs’ün doğum haritalarımızdaki potansiyelini aktive ettiği bu transitlerin ilki 21 yaşında, natal Uranüs’ümüze kare açı yaptığında kendini gerilim ve çatışma olarak gösterir. 42 yaşında olan aktivasyon ise karşıt açı olduğu için daha zorlayıcıdır ve orta yaş krizi olarak hayatlarımızda karşılık bulur. 63 yaşında tekrar kare açı olarak deneyimleriz ve 84 yaşında en güçlü ve yoğun olan kavuşum olarak  kendini gösterir ve bu süreçte hazırsak eğer bilgeliğe erişiriz.

Gökyüzünde hareket halinde olan Uranüs’ün doğum haritamızdaki Uranüs’e karşıt açı yaparak aktive ettiği 42 yaşında, belli bir şekilde yaşamaya nasıl da programlandığımızı anlarız; daha doğrusu anlamamız için gereken ortam oluşur. Yanlış kişiyle evlendiğimizi anlayıp boşanmamız bu kadar uzun sürmüş olabilir ve bunun getirdiği şaşkınlığı yaşayabiliriz. Uzun süredir ruhumuzu kemiren bir işte hala çalışıyor olmamızın verdiği anlık idrak da bizi şoke edebilir. En nihayetinde Uranüs şimşek gibi çakan aydınlanma, idrak etme anlarıyla bağlantılıdır. Her ne kadar 42. yaş desem de aslında bir yıldan uzun süren bu Uranüsyen zamanlar, kendimize meydan okumamız gereken zamanlardır. Kendimiz için en iyisinin ne olduğunu bildiğimizi sandığımız günler geride kalmıştır artık.

40’lı yaşların ilk yılları insanın kendini bir yere koyması için de zordur. Artık genç değilsindir ama yaşlı da değilsindir. İçten içe de ölümüne doğumuna olduğundan daha da yakınlaştığını bilirsin, hissedersin. Bu sebepledir ki ukte olarak kalmış, yaşanmamış her ne var ise bastırıldıkları yerden çıkmaya başlarlar. Direnç gösterildikçe de krizin yoğunluğu artar.

Uranüs’ün doğum haritamızda bulunduğu alan ise bize bu krizin en çok nereden geldiğini yani hayata kendini nasıl yansıtacağını gösterir ve nasıl üstesinden gelineceğinin ipuçlarını taşır. Uranüs’ün çağrısını duyanlar hayatlarında majör değişimler yapmaya başlarlar, bu sebepledir ki 40’lı yaşlarda boşanmalar, kariyer değişimleri, taşınmalar gibi köklü ve ani değişimler daha çok görülür. Yani aslında Uranüsyen enerji 41 ve 42 yaşlarında aktive olsa da içsel sürecin kendini dışarıda görünür kılması uzun zaman alabilir, harekete geçmek ve hayat içerisinde değişimler yapmak birkaç yıl sürebilir.

Hayranlıkla yazılarını okuduğum geçen yüzyılın en önemli astrolog ve filozoflarından Dane Rudyhar bu krizin bir de spiritüel tarafına dikkati çeker. Rudhyar’a göre kadın ve erkekler kırklarının ortasında daha önce yaşamın yüzeysel tarafıyla uğraşırken gözden kaçırdıkları derinliğine ulaşmayı denerler. Bu derinlik doğrudan yaradanla, kaynakla bağlantıda olmakla ilgilidir. Yaradanın derinliğine dalmak için çok geç olmadan yeni bir başlangıç yapmaları gerektiğini hissederler. Bu geç kalma korkusu onlara sadece duygusal yoğunluk getirmez trajediyi de beraberinde getirir.

Bu döneme ( 40 – 45) aslında bir nevi tersine ergenlik de diyebiliriz. 14 – 15 yaşlarında ergenken toplum ve ebeveynlerimiz bizi şekillendirmeye çalıştıkları için isyan etmişizdir. 40’lı yaşların başında ise toplum, ebeveynlerimiz ve sistem tarafından nasıl da şekillendirildiğimizin hüznü ve isyanı vardır. Eğer öncesinde birey hiç kendi üzerinde çalışmamışsa, yani özgürlüğe giden yola hiç adım atmamışsa bu süreç daha sancılı geçebilir.

Aslında bu krizi ilginç kılan ise her ne kadar değişime direnç gösterirsek gösterilim hayatın sürprizini yapmaktan geri kalmamasıdır. Astrolojide Uranüs hakkında “beklenmeyeni bekle” denir. Yani 41 ve 42 yaşlarında zirve yapan bu Uranüsyen etki kendini ani ve beklenmedik bir olay olarak da gösterebilir. Bir anda bir şey olur ve bir bakmışsınız ki siz dahil herşey değişmiştir. Bu değişimin içindeyken inanılmaz korkutucu gelebilir ancak her ne oluyorsa hayrımıza işlemektedir. Ruhun özgürleşebilmek için buna ihtiyacı vardır. Salıvermek, bırakmak, kendini bize açmış olan gizeme teslim olmak orta yaş krizinin lehimize çevirmek için gereken niteliklerdir. Neye sımsıkı tutunmuşsak elimizden kayabilir ki böylelikle uçabilelim, hafifleyelim yani özgürleşelim…

 

Çünkü en nihayetinde;

Hayat denize açılıp batmak üzere olan bir tekneye binmek gibidir.” Shunryu Suziki Roshi

 

Sevgiyle,

Eda O. Zakaria, ASA, MAPAI

 


Görseller : Hilma Af Klint

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*