Sanrıdan Uyanışa…

Josep Goldstein’ın bir konuşmasını dinliyorum. Meditasyon esnasında malum zihnin nasıl da düşünceler tarafından oradan oraya savrulduğundan bahsediyor. Meditasyonumun objesine odağımı verdiğimi sanırken bir anda görüyorum ki zihnim bambaşka alemlere dalmış, o hayalden bu hayale, o düşünceden bu düşünceye sıçrıyor. Goldstein işte tam bu anın, yani zihnimizin şimdiden uzaklaştığını farkettiğimiz o anın öneminden bahsediyor. O farkındalık anını ciddiye al diyor, o geçiş anında aslında cahillik ile farkındalık, sanrı ile uyanıklık arasındaki farka dair çok net bir anlayış edinirsin, diyor. 

Bu geçiş anını yaşam içerisinde gözlemlediğim bir süreçten geçtim, geçiyorum. Gökyüzünü son 2 aydır etkisi altına alan Kova enerjisi algımın çatlaklarından sızıverdi içime doğru. Ve bir an geldi ki Goldstein’ın bahsettiğine benzer  bir geçişte buldum kendimi ve şaşkınlıkla seyrettim; kurageldiğim düzenin içerisindeki sanrılarımı. 

Bu uyanışlar meditasyon esnasında tokat etkisi yaratmıyor ancak hayatta gerçekleştiğinde elimiz yanaklarımızda kalabiliyoruz. Partnerin birden karşına dikilip epeydir bu ilişkide mutsuz olduğunu söylediğinde, çocuğun cinsel tercihlerinin senin düşündüğünden farklı olduğunu itiraf ettiğinde, iş arkadaşın sana olan aşkını ilk defa dile getirdiğinde bu geçiş anına tanıklık edebilirsin. Nasıl bunu daha önce farketmedim?

Çünkü uyuyordun.

Gerçekliğinde adeta kocaman bir yarık açılır böyle anlarda. 3 dk önceki yaşamınla şimdiki arasında devasa bir fark oluşur. Aslında sana öyle gelir, işte esas mesele de burada ya. Özünde 3 dk önceki yaşamınla şimdiki arasında devasa bir fark yoktur; ancak artık sen dışarıdan gelen uyarıcının etkisiyle uyanmışsındır. Zihnin artık yarattığın gerçekliğe odaklanarak onu canlı tutamaz, odağın artık şimdiye gelmiştir, daha doğrusu gelmek zorunda kalmıştır. Bilinçte bir sıçrama yaşamak için muazzam bir fırsat eğer ki hemen bir başka hikaye yaratıp ona tutunmazsan…

Ancak işte yaratırız, hakikatin rahatsız edici tadını damağımızdan uzaklaştırmak için üzerine hemen başka şeyler yemek isteriz. Partnerimin ilişkimizdeki yalnızlığını farketmediğim gerçeğini kabul etmek yerine ya da çocuğumun cinsel tercihini gözlemleyemediğim gerçeğini kabul etmek yerine hemen zihnimin başka hikayeler yazmasına izin veririm çoğu zaman. Yazılan bu yeni hikayede de çoğu zaman mağduru oynayarak vicdanımı rahatlatmayı tercih ederim.

Oysaki ortada bütün çıplaklığıyla duran bir şey vardır. Eğer bütün dikkatimi verirsem görürüm ki aslında zaten biliyordum, zaten biliyordum partnerimin mutsuzluğunu, zaten biliyordum çocuğumun hakikatini…. İçeride bilen belki de sezen bir tarafım hep canlıydı ve bana hep işaretler gönderiyordu, lakin işte sanrının sundukları daha konforlu gelir. 

Goldstein’ın dediği gibi meditasyon esnasında zihnimizin andan uzaklaşıp kendi hikayesinde kaybolduğunu farkettiğimiz o an çok kıymetli çünkü yaşamda olanın bir minyatürü o an. Yaşam içerisinde durmadan yaptığımız şey bu; gerçekte olan’dan ziyade bizce olması gerekene yüklediğimiz anlamla hep rüyada geçen bir yaşam. 

Şükür ki zihnin dışında bir yer daha var yaşamla bağlantı kurduğumuz, işte o yer ya da şey vasıtasıyla olmakta olanı kelimelerle tarif edilemeyecek şekilde idrak edebiliyoruz. Lakin zihin ve ego kardeşliğini her daim hesaba katıp sanrılar ve cahillik içerisinde yaşamaya meyilli doğamızı anlayabilmek gerekiyor. 

Gökyüzünde bu sanrılarımız ve cahilliklerimizle yüzleşmemiz için gereken çok güçlü bir eşzamanlılık var. Kova; artık uyanma zamanı diyor. Satürn ve Jüpiter’e ileride eşlik edecek Pluto ile çok acayip zamanlara girdik. Taşlar yerinden oynarken sıkı sıkı tuttuğun taşların, taş olmadığını farketsen ne olurdu? 

 

Sevgiyle,

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*