Satürn Kova’ya Dair Sayıklamalarım

Akşam çöktükçe Çene dağı sislerin içinde iyice görünmez oluyor. Aslında en yakındaki ağaçlar dışında orman da tamamen beyazlara büründü. Hafiften korku filmi atmosferi var diyebilirim. Bu sene ilkbahar gerçekten fazlasıyla naz yapıyor, ha geldi ha gelecek. O geciktikçe içimde zaten karanlık olan resim daha da bir kararıyor sanki. 

Birkaç gün önce böyle karanlık görmüyordum resmi oysaki. Hatta Funda Battle ile sohbet ederken “güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günleeeer.” tadında bir ruh halindeydim. Bu günler için hazırlandık gibi beylik cümleler kurarken Funda’nın yüzündeki şaşkınlık artıyordu. O Zoom’un gerçekçi penceresinden bakarken, ben pek bir heyecanlıydım. 

Sonrasında oturdum DTM’e. ( derin tefekkür merkezi diyor sevgili Burcu Ertunç bacım)  Acaba inkara mı düştün kızım sen Eda diye sordum. Günlük yaşantımda markette hafiften kaygılı olmam dışında neredeyse hiçbir şeyin değişmemiş olması meseleyi idrak etmemi zorlaştırıyor muydu? 

Olabilir, hele de içe dönük tarafımın baskınlığını düşünürsek eş dostla görüşme katsayımda da pek bir azalış ya da artış olmadı zira. 

Hani haberleri okumasam cidden hayatın akışı benim buralarda en normalinden akıp gider. 

Mi acaba?

Zihnimin kurnaz oyunlarına mı geliyorum yoksa? Bir savunma taktiği olarak “ yo yok acımadı ki, bir şey olmadı ki.” mi diyorum içeriden kendi kendime. 

Olabilir, anlamak için soymak gerek zihni katman katman.

Önce deniyorum bilge kadın Funda’nın dediği gibi, soruyorum kendime bu sabah nasılım diye. 

Öfkeli.

Öfkeli.

Öfkeli

Neden? Çünkü Corona, kral çıplak diyor adeta! Tiksiniyorum kralın çıplaklığından. 

Ben evde otururken, çalışmak zorunda olanlardan dolayı kendime öfkeleniyorum, sınıf farkının yarattığı acımasızlığa öfkeleniyorum ve daha bir çok şeye. 

Ve sonra aklıma Satürn efendi geliyor, Kova burcundan nasıl da görünür oluyor bütün bu adaletsizlik. Şimdi krizin bir başka boyutuna doğru yol alıyoruz aslında. Satürn Oğlak boyutu ile sınırlarımızı bilemeyişimiz diğer bir deyişle haddimizi bilemeyişimiz görünür olurken ( sınırlı bir gezegeni sınırsızmışcasına tüketişimiz) şimdi Satürn Kova boyutu ile sosyal yapılarımızın, toplumsal gelişmişliğimizin nasıl da ilkel kaldığına tanıklık ediyoruz. Roma İmparatorluğu döneminden bu yana pek de bir şeyin değişmediğini, hala köleler ve sahipler olarak ikiye ayrıldığımızı daha açık görebiliyoruz. 

Diğer taraftan üstünlüğünü koşulsuzca kabul ettiğimiz toplumların ve medeniyetlerin de basiretsizliğine şahit oluyoruz… Batı, Satürn Yay ve Oğlak burçlarındayken mülteciler ve sınırlar meselesi üzerinden sınanıp sınıfta kalmışken şimdi de Kova’ya uygun bir şekilde bilimsel ve gelişmişlik açısından yetersizliği ile yüzleşiyor.  

Kral çıplak ki ne çıplak!

Ve önceden bilip de görmezden geldiğimiz hakikat artık görmezden gelinemeyecek kadar dibimizde. Mesele sadece virüs değil. Mesele Charles Eisenstein da vurguladığı gibi neden bu kadar çok diyabet, tansiyon, kanser ve kalp hastası olduğu ile ilgili aslında. Mesele bir gün işe gitmezse aç kalacak milyonlarca insanın olması….

Mesele yine Eisenstein’in dile getirdiği bu cümlelerde 

Bizimkisi ölümün inkâr edildiği bir toplum; cesetlerin saklanmasından ve gençlik fetişinden tutun, yaşlı insanları bakım yuvalarına depolamaya kadar. Hatta para ve mülkiyet takıntısı da kalıcılığı olmayan varlığın, bağlılıkları vasıtasıyla kalıcıymışçasına ifade edilmesine dayanan bir yanılgı (“Benim” kelimesi varlığın kendinden öteye genişlemesini imliyor). Modernitenin sunduğu kendilik anlatısıyla -yani Ötekilerle dolu bir dünyada ayrı bir birey olduğum hikâyesiyle- beraber tüm bunlar kaçınılmaz hale geliyor. Bu ayrı birey, genetik, sosyal ve ekonomik rakiplerle sarılmış durumda olduğu için gelişebilmek için kendini korumalı ve hatta diğerleri üzerinde hakimiyet kurmalıdır. Ayrılık anlatısında mutlak yok oluş anlamına gelen ölümü önleyebilmek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Biyoloji bilimi bile bize doğamızın hayatta kalma ve üreme şansımızı en üst düzeye çıkarmak olduğunu öğretti.

Ve şimdi bu öğretiler birer birer yıkılıyor. 

Satürn’ün Kova burcundaki 2,5 yıllık yolculuğu bütün bu kokuşmuş sosyal yapılarımızın, topluma dair, gelişmişliğe dair bütün yanılgılarımızın yüzümüze vurulduğu bir zaman olacak. 

Satürnyen prensibi, anlatım tarzına bayıldığım Steven Forrest kısaca şöyle özetler. Dişinizin zaman zaman sızladığını, çürümeye başladığını farkedersiniz. Ha bugün dişçiye gidicem ha yarın gidicem diye erteler durursunuz. Kim dişçiye gitmek ister ki! Kim ağzına o tuhaf aletlerin sokulup dişlerinin oyulmasından zevk alır ki. Haliyle yapmanız gerekeni bilir ve yapmazsınız yapmanız gerekeni. Ve bir sabah dayanılmaz bir diş ağrısı, şişmiş bir yüz ile dişçinin kapısını çalmak zorunda kalırsınız. Artık kaçacak yer kalmamıştır.

İnsanlık olarak tek dişi kalmış bir canavara dönüşmemize ramak kala, biz dişçiye gitmedik ama dişçi kapımıza geldi. Bir diğer deyişle hoşgeldin Satürn Kova. ( tabii Satürn – Pluto kavuşumu, Jüpiter – Pluto kavuşumunu da unutmamak gerek)

DTM’deydim. Yazıya biraz ara vermiştim. Şimdi içim daha aydınlık nedense.   

Değişim isteyip değişime ön ayak olan muazzam canlar olduğunu da hatırlıyorum. Zaten başka çaremiz mi var değişmekten başka!

Üstelik 21 Aralık’ta Jüpiter ve Satürn Kova burcunda buluşacaklar ve 240 yıl sonra ilk defa hava elementinde olacak bu buluşma. Kova burcu hava elementi burçları içinde en yenilikçi olanı. Bu kavuşumla birlikte özellikle 2021 toplumsal sorunlarımıza daha radikal, daha insani, daha gerçekçi, daha özgürleştiren çözümler bulmamız adına önemli bir yıl. 

Uzadıkça uzayacak bu yazıyı burada Noam Chomsky’nin sözleri ile bitireyim bari :  Koronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak

Aşkla,

Eda

 

Artwork : Autumn Skye ART, Healing

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*