Satürn ve Zaman

Bugün biraz astrolojinin “kötü adamı” Satürn’den bahsetmek istiyorum. Satürn’ün aslında hizaya getiren bir öğretmen olduğundan falan değil, onun zamanla olan bağlantısından bahsedeceğim. Yunan mitolojisinde zamanın iki veçhesi Khronos ve Kairòs üzerinden anlatılagelir. Khronos, nam-ı diğer Satürn, doğrusal zamandır. Bir eylemin ardından diğerinin geldiği, nedensellikle iç içe, düz bir çizgi halinde akan zaman, Satürn’ün galaksimize armağanıdır. Üç boyutlu dünyamıza bir nizam getirmek adına başvurduğumuz, saniyeler, dakikalar ve saatlerle bağlantılıdır bu zaman. 

Satürn’ün karmayla bağlantısının bu zaman algısıyla da bağlantısı vardır kanımca. Düz bir çizgi halinde akıp giden zamanın içinde bir eylem bir diğerini doğurur. Duvara fırlattığım top beklemeden kendi doğal hızında bana geri gelir. Etki – tepki yasası bu zaman akışı içinde yerini bulur. En basit şekliyle karmanın “ne ekersen onu biçersin” olduğunu düşünürsek ektiklerimi ancak doğrusal bir zaman içerisinde biçebilirim. Khronos’la ifade bulan zaman algısı ile karma bu şekilde Satürn üzerinden bir birine bağlanır. 

Satürn’ün transit ettiği burçların da bu doğrusal zamanı nasıl deneyimlediğimizle bağlantısı var. 2018’den beri Oğlak burcunda ilerleyen Satürn, doğasına en uygun bu burçta ilerlerken zamanın bu Khronos veçhesini hücrelerimize kadar hissettik. Pandemi ile gündelik hayatın akışkan zemini sarsılıp da evlere kapanınca “zaman” hissedilen, adeta dokunulabilen bir şeye dönüştü. Zamanın bu düz çizgi halinin darlığına aymaya başladık. Öncesinde zamanın bu dünyevi veçhesini hissetmemek adına yapılacaklar listesi ile doldurduğumuz yaşamlarımız birden boşalıverdi. Bu boşluk öyle keskindi ki sıkılan canlarımız ile ne yapacağımızı bilemedik. Zaman, yani Khronos, öyle bütün sıradanlığıyla akıp gidiyordu. Ve öncesinde meşgul olma hastalığına yakalandığımız için farketmediğimiz bir gerçeklik vardı : zaman, yani saniyelerin dakikaları, dakikalarında da saatleri takip ettiği zaman içerisinde hep bir “bekleme” hali barındırıyordu. Mary Oliver’ın bu vahşi ve değerli yaşamınla ne yapmayı planlıyorsun sorusunun cevabı “bekliyorum” gibiydi.

Bir kaç aylık eve kapanma süreci aslında bütün bir yaşamın bir kapanma ve bekleme ile geçip geçmediğini sorgulatan oldukça Satürnyen bir zamandı. 

Üstelik bu esnada karma da sorgulandı. Bütün bu olanların zamanın bir yerinde yaptıklarımızla bağlantısı var mıydı? Eden bulur muydu? Ektiklerimizi şimdi böyle mi biçiyorduk? Satürn’ün sınırlar prensibi hem fiziksel sınırlarımız üzerinden hem de zihnimizin sınırları üzerinden görünür oldu. Zamanı sadece tek bir veçhesi üzerinden, Khronos üzerinden, deneyimlendikçe her şey düz bir çizginin sıradanlığına büründü, bürünüyor.

Kairòs ise, zamanın ender ziyaret edilen veçhesi, hayatı kronolojik bir boyuta indirgemez. Khronos’un aksine zaman ardı ardına sıralanan saniyelerden oluşmaz. An’ın içindeki sonsuzluğa işaret eder. Kairòs, Khronos’ta yani düz bir çizgi halinde akıp giden zamanda bir yarılma, kırılma yaratır. Zamanın Kairòs veçhesinde geçmiş, şimdi ve gelecek bir anda toplanır. İşte bu Buddha zamanıdır. Burada karma da dağların tepesindeki kar taneleri gibi eriyerek yaşamın nehrine karışır. Beklentilerin öldüğü yerdir bu zaman. Sadece bir oluş, olma hali ile deneyimlenen bu zaman yaşamın içerisinde biz müdahale etmesek zaten var. Satürn ile tanımlanan görevlerin, rollerin ötesine ışınlandığımız anlarda sonsuzluk olarak belirir. Derin bir vecd halinde, meditasyonda böylesi bir zamanda mevcud olabiliriz. Gerçi artık bu noktada zamandan söz etmeye de gerek yoktur. Sadece varoluş vardır. Zamansız, mekansız hatta. 

Böyle tanımlandığında beşerin buna erişmesi imkansız gibi görünse de aslında yaşamın içerisinde uğradığımız böyle anlar var. Ermemize gerek yok Kairòs’u deneyimlemek için. Patates soyarken, eğer sadece patates soyarsan, yani zihninde geçmişten şimdiye şimdiden geleceğe sıçramazsan uğrayacağın yer mutlaka Kairòs’tur, Khronos değil. Duş alırken tependen akan suyun varlığını gerçekten hissettiğinde zamandaki sonsuzluğa temas etmişsindir. Sevdiğine sarıldığında, ama sadece sarıldığında o an mühürlenir aslında, zamanın akışı durur adeta. 

Gurdjieff talebelerine uyanmaları için böyle pratikler verirmiş, git ve bulaşıkları yıka ama sadece bulaşıkları yıka…

İşte burada ilginç bir yere varırız. Uyanışı anlatan Uranüs makamına erişebilmek için Satürn makamından geçmek gerektiğini anlarız. Yani üç boyutlu bu fani dünyada yapman gerekenler vardır ve alman gereken sorumluluklar (Satürn, Khronos) ancak eğer yaptıklarını sadece yaparsan her şeyinle orada olarak yaparsan uyanırsın (Uranüs).

Peki bu yazı nereye gider böyle? 17 Aralık’ta Satürn Kova burcuna giriş yapacak. Kova arketipi Uranüsyen bir enerjiye sahip. O halde Satürn’ün Kovaya geçişi ile 2021 ve 2022 yıllarının Khronos’tan Kairòs’a sıçrayışların sık olacağı zamanlar diyebilir miyiz? Bunun garantisi yok tabii ama en azından potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz. Zaman algımız değişir mi değişir, bütünün hayrına inşallah…. 

 

Aşkla

Eda

 

artwork: Natasha Einat

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*