Yengeç enerjisi etkisindeyken samimi ilişkiler ve insanlarla, şeylerle ve fikirlerle benzerlikler geliştirilir. Samimiyet vasıtasıyla kişi savunmacı yapısını bırakmaya başlar ve hayata dahil olur. Deneyimlerini daha sağlıklı bir duygusal süreç ile ele alır. Yengeç arketipi için evin yani yuvanın önemi de burada kendini gösterir. Zorlayıcı bir günün ardından, duygularını gözden geçirmek ve sindirmek için stresin olmadığı bir ortamda yani evde olmaya ihtiyacı vardır. Tanıdık, bildik o koltukta uzanmaya, o mutfakta bir çay demleyip içmeye, sevdicekle sohbete ihtiyaç duyar. Bu, Yengeç arketipinde sakinleşmenin ve sinir sisteminin rahatlamasının bir yoludur. Günümüzde ise sürekli bir stres altındayız. Eskiden yolumuza bir  kaplan çıkarsa vücut stress hormonu üretirdi. Atalarımız yükselen korku ve stress ile ya kaplandan kaçıp kurtulur ve rahatlar ya da ölürdü. Şimdi ise “kaplan” her yerde. İş yerinde patron, yollarda trafik, yetmeyen maaş, çocukların geleceği ve diğer saymakla bitmeyen çılgınlıklar. Bedenimiz sürekli bir savunma veya donma halinde. Büyük şehirlerde yaşayanların çoğu bütün canlılığını yitirmiş, aynı yengeç hayvanı gibi kabuklaşmış ve içine kapanmış durumda. Yoğun stress altında yaşamanın getirdiği bir mecburiyet olarak duygularla da bağ kopmuş. Tam bir donma hali yani aslında robotlaşma hali de diyebiliriz.

 

Üstelik bu hallerden çıkmak için yapmaya çalıştığımız şeyler de yine bizi aynı strese sokmuyor değil. Yoga dersine yetişmek için harcanan efor, haftasonu iyi vakit geçirmek için çırpınmalar hep aynı döngünün devam etmesine hizmet ediyor. Yani Yengeç arketipi ile vücut bulan duygularımızı süreçten geçiremiyoruz, sindiremiyoruz. Ne hissettiğimizi, duygularımızın neyle tetiklendiğini ve nasıl bir etki bıraktığını anlamak için gereken zaman yok. Bedenimizin, sinir sistemimizin rahatlaması için gereken “yuva” ortamı yok.

 

 

Bütün bunların üstüne bir de yine Yengeç arketipi ile bağlantılı olan hassaslık ve incinebilirlik eklenince hayata küsmüş bir profil çıkıyor. Samimiyetten uzak, derinliği olmayan, hep kaçak oynayan ilişkiler de duygusal olarak besleyemiyor. İncinmekten korktuğu için ilişkiye girmemek, yüzeysel yaşamak aslında Yengeç’in gölgesi. Duygularla en çok bağlantısı olan burç olmasına rağmen dışarıdan en duygusuz ve katı görüneni de yine Yengeç.

 

Peki ben neden bu kadar Yengeç burcu hakkında konuşuyorum?

 

2019 ve 2020 yılları tarihte oldukça büyük bir öneme sahip olacak yıllar. 2020’de gerçekleşecek olan Satürn, Pluto ve hatta Jüpiter hizalanması büyük kırılmalar yaratıyor, yaratacak. Bu süreçte ise ihtiyacımız olan Yengeç enerjisi. Bu sürecin içinden donup kalmadan geçebilmemiz için ve aynı zamanda gelecek olan yeni döngüye farklı bir şekilde başlayabilmemiz için Yengeç enerjisi gerekli.

Üstelik Haziran ayı boyunca Mars’ın da Yengeç burcundan bu hizalanmayı tetikleyeceğini düşünürsek şu an bu değişime başlamak için doğru bir zaman.

Nasıl bir değişim yaratabiliriz?

 

Öncelikle kendimize duygularımızı sindirmek, anlamak ve gözlemlemek için izin vererek. Yani alan açarak, bedenimizin rahatlayacağı, sinir sistemimizin gevşeyeceği alanlar yaratarak başlayabiliriz. Günün yorgunluğunu atacağınız bir yeriniz var mı? Belki eviniz kalabalık ve buna alan yok. O zaman odanızda bir yer açın. Belki balkonunuzda bitkilerinizle geçireceğiniz bir zaman. Belki sevdiğiniz koltukta gözlerinizi kapatıp sadece duracağınız bir zaman. Belki de mahallenizdeki parkta geçireceğiniz size ait yalnız zamanlar. Telefon yok. Müzik yok. Sadece olma hali mevcut. Bu meditasyon değil. Meditasyon bile zaman zaman strese sokabiliyor, yapmaya çalışırken…. Sadece yuvada, güvende ve sakin hissedeceğiniz mekan ve zamandan bahsediyorum.

 

Bir diğer değişim ise; incinebilirlik, hassaslık hakkında. Yengeç’in gölgesi savunmaya geçmek ve kendini kapatmak dedik. Buna sebep de aslında geçmiştir. Geçmiş deneyimlerin gölgesi şimdiki deneyimleri karanlığa boğar. Geçmişte sevgilim beni aldattı bu yüzden şimdi kimseye güvenemem, derin bir ilişki yaşayamam…. Geçmişte arkadaşlarım hakkımda dedikodu yapmıştı, en iyisi kimseyle yüz göz olmamak…..

Geçmişin ufak tefek canavarları bugünün yaşanmasına izin vermez. Sonuç ise sığ ilişkilerle dolu, güvensiz, anksiyeteye boğulmuş ve kabuk bağlamış bir yaşam.

Brene Brown diyor ki incinebilirlik; sevginin, ait olmanın, neşenin, cesaretin, empatinin ve yaratıcılığın doğum yeridir. İncinebilirlik; umudun, empatinin, sorumluluğun ve otantikliğin kaynağıdır. Eğer amacımızda kesin bir netlik ve daha anlamlı spiritüel yaşamlar istiyorsak, incinebilirlik gideceğimiz yoldur.

 

İncinmekten, yaralanmaktan kaçış yok. Eğer incineceğim, acı çekeceğim diye deneyimden kaçıyorsak, samimi ilişkiler kuramıyorsak zamanla yaşamlarımızın can suyu çekilir. Aslında Yengeç arketipinde bu durum için bir çözüm vardır. Duygusal olarak hemen sindiremeyeceği bir deneyim yaşadığında, içine çekilir, bir müddet orada kalır. Kendini besler, korur ve büyütür. Zamanı geldiğinde ise tekrardan yaşama kucak açar.

 

Yengeç arketipi, Anne’dir.

Nasıl ki bir anne doğar doğmaz çocuğunu okula göndermeye, çalıştırmaya, evlendirmeye çalışmaz, yerine önce besler, korur ve büyütür.

İşte böyle kendimize annelik etme zamanı.

Duygularımızı ve deneyimlerimizi sindirme zamanı.

Bunun için ait hissedeceğimiz ve hatta aslında rahimdeymiş gibi güvende, sakin ve huzurlu hissedeceğimiz alan ve zamana ihtiyacımız var.

Bu bayram tatili ile bence birçoğumuz bunu çok daha iyi anladık.

Tatili beklemeden her gün biraz alan ve zaman açtığımızda kendimiz için değişim başlar.

 

Sevgiyle,

Eda

 

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*