Zaman, Hareket ve Mars Retro

Zaman denen mevhuma kafayı takmış durumdayım epeydir. Bunun hakkında Satürn üzerinden bişeyler yazmıştım, şimdiyse Mars ve hareket üzerinden yazasım var. Son zamanlarda çokça beslendiğim bir kaynak olan Byung-Chul Han, günümüzün zaman krizinin önemli nedenlerinden biri, vita activa’nın, eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılması, diyor. Bu mutlaklaştırma, insanı bir “çalışan hayvan” derecesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor. Gündelik hayattaki aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor, diye de devam ediyor üstad 🙂

Zaman, hareket ve hız meselesinin 2020 itibariyle hayatlarımızdaki karşılığı pandemi sayesinde o kadar önem kazandı ki, nihayet oturup zaman ve yaşamın hızı hakkında düşünebildik. Ortada hızla yayılan bir şey varken, en iyi stratejinin sistemin hep söylediği gibi hızlanmak değil de tam tersi yavaşlamak olduğunu gördüğümüz eşsiz bir deneyimin içinden geçtik, geçiyoruz. 

21. Yüzyıldaki sorunlarımızın temelinin “hız” olduğunu söylemek fazla indirgemeci olsa da “hız”ın tüketim kültürünün önemli bir niteliği olduğu da bir gerçek. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler arttıkça bir şeyleri yapma, gerçekleştirme hızımız da bir o kadar arttı, artıyor. Ancak ortada Charles Eisenstein’ın da söylediği gibi kabak tadı veren bir hikaye var. İlerledikçe, hızlandıkça biz daha az çalışacaktık ve daha çok zaman bize kalacaktı, güya… Yapılan araştırmalar ise aksini söylüyor; mesela internet cebimize girdiğinden beri çoğu insan 1-2 saat daha fazla mesai yapıyor. Sürekli bir koşma, yetişme ve yapma halinden oluşan günümüz hayatlarında ise sahiden ne oluyor pek anlaşılmıyor. Sindirmeye yer de yok zaman da. 

Bütün bu hız dünyasının içerisinde ise şöyle ayaklarınızı uzatıp yan gelip yatsanız, hiçbir şey yapmadan boşluğa baksanız; kimse bir şey demese içerideki polis söylenmeye başlıyor. Böyle boş boş duracak mısın? Bari kalk bir kitap oku, ya da şu odayı düzenle.

Hep yap, yap, yap….

Ha bir de tabii, yapma halinden çıkıp da olma, sadece durma haline geçecek fırsat olsa bile bundan kaçan bir parça da var içeride. 

Çünkü o olma halinin sessizliğinde kendinle kalmak ya ürkütücü ya da sıkıcı bir yerde.

Ama işte ancak sıkılan can sindirebiliyor olanla, olmuşu… 

Zamanı bükmenin yolu yapma halinden çıkıp durma haline geçince beliriyor. Bilirsin beklerken zaman akmaz, adeta durur. Olma hali ise beklemenin geleceğe kitlenmiş versiyonundan çok daha derin. Şimdilerde buna meditasyon diyoruz ama bu da bir başka “yapma” haline dönüşüyor sanki zaman zaman. Çünkü “meditasyon yapmam lazım” diyoruz mesela. 

Diğer taraftan “sürekli aksiyon” dünyasında farklılıklar da ortadan kalkıyor. Tek tipleşmeyle her şey kusursuz ama aynı. Fabrikadan çıkan bir giysi ile terzinin elinden çıkanı kıyasla; benliklerimizde de benzer fabrikasyon etkiler açığa çıkıyor. Ancak meselenin bu kısmı başka bir yazının konusu olsun 🙂

Mars’ın Koç burcundaki retro sürecinde ise şeylerin kendi doğasındaki hızına itaat etmeyi tekrar hatırlayacağız aslında. Belki uçağın ertelenecek, siparişin geç gelecek, araban arıza yapacak ve sinirleneceksin. İşte tam bu anlarda hatırla; gerçekten nereye gecikiyorsun ki….Yaşam burada ve hiç bir yere kaçmıyor. Nefes aldığın tam o an yaşam orada, yaşamın acelesi yok. 

Mars’ın Koç retrosu için Wu-wei prensibi geliyor aklıma. Alan Watts, Taoculuk’un ikinci en önemli prensibi diyor Wu-wei için. Çabasızlık olarak çevirebileceğimiz bu prensibi açıklamak için verdiği örneği seviyorum. Ağız ve dil köşelerini istediğimiz kadar zorlayalım bu, yemeğin tadını daha iyi almamızı sağlamayacaktır, diyor. Yemeğin tadını almak için ağzımıza ve dilimize güvenmek zorundayız. Aynı şekilde yaşamın kendine has bir ritmi var ve bu ritime güvenmek zorundayız. Bu ritm bazen hızlanıp bazen yavaşlayabiliyor. 

Mars retro zamanlarında ise yaşamın ritmi yavaşlar. Bize düşen ise çabasız bir şekilde bu ritme uyum sağlamak, bu ritmi hissetmek.  İttirmeden, zorlamadan olanın hızına hürmet göstermek bir yandan da insana dair kibrin altını kazıyabilir. Ehh o zaman Mars retrosunda 66 gün boyunca bir yanda kibrimiz, öfkemiz, sabırsızlığımız ve yapma arzularımız, diğer yanda ise yaşamın kendine has hızına, ritmine uyumlanarak gelen kabul ve huzur var. Neyi seçmek istersin?

Not: Mars 10 Eylül’de 66 gün sürecek geri hareketine başlıyor.

 

Sevgiyle

Eda

Yorum Yap

E-Postanız güvende. Gerekli alanları doldurunuz*